Turkvet.Biz
 
Güncel  
GENÇTÜRKVET
    >Düşünenlerin Düşündürdükleri
    >Öğrenci gözüyle
    >Haber/etkinlik/magazin
   

     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     

                                      

Köklere Giden Yol

Veteriner hekimlik, kökleri derinlerde olan dünyanın en eski tarihine sahip meslekleri arasındadır. Hayvanların evcilleştirilmesiyle veteriner hekimlik mesleğinin temelleri atılmış, gelişerek günümüze kadar gelmiştir.

Mesleğimizin köklerine ulaşmak için hayvanların evcilleştirildiği ve insanla hayvanın dayanışmasının başladığı dönemleri incelemekte yarar görüyorum. Tarihte bu amaçla bir yolculuğa çıktığımızda, yolumuz Kazakistan’da Almaata’nın 160 km kuzey batısında Tamgalı Say Yazıtları diye adlandırılan, kaya üzerine işlenmiş damga ve resimlere çıkmaktadır.

Kaya Resimleri

Araştırmacılar kayalara işlenmiş resimlerin ilk örnekler olduğu ve tarihinin M.Ö. 30.000’e kadar gidebileceği yönünde görüş belirtmektedirler. İnsanlık tarihinin ilk resim galerisi olan bu kayalar üzerinde 1000’e yakın resim bulunmaktadır. Bu resim düzenlemelerinin en önemlilerinden birisinde Ay ve Kün tanrıyı ifade ettiği belirtilen iki şekil ve bu şekillerin çevresinde kedi, köpek, keçi, inek ve zaman içinde yıprandığı için ne olduğu tam anlaşılamamış  başka hayvan daha resmedilmiştir. 

Tanrı ve evcil hayvanların şekillerinin önünde, bir kısmı el ele tutuşmuş kutlama yapan on iki insan görülmektedir. Tanrı tarafından evcil hayvanların kendilerine verilmesini kutladıkları yönünde yorumlanmıştır.

Resimlerdeki Mesaj

Bu kaya resimleri, Türk Milletinin köklerine giden yolda önemli bir keşif olmasının yanı sıra mesleğimiz açısından öneminin anlaşılması gerekmektedir. Kayalar üzerine çizilen resimlerin kuşkusuz bir anlamı ve taşıdığı bir mesaj olmalıdır. On binlerce yıl öncesinde insanlık, edindiği bilgi birikiminin gelecek nesillere aktarılmasının öneminin farkına varmış ve günümüze kadar bu birikimi aktarabilmiştir. Bugün bizlere düşen, kayalara işlenen bu resimlerdeki mesajı doğru anlayabilmektir.

İnsanların sağlıklı bir şekilde yaşam sürmesinde en temel ihtiyaçların karşılanması noktasında, hayvansal gıdalar hayati öneme sahiptir. 0n binlerce yıl öncesinden günümüze kadar bu evcil hayvanlar önemlerinden hiçbir şey kaybetmemiş, aksine giderek artan dünya nüfusuyla doğru orantılı artmıştır.

Hayvanlar sadece besin kaynağı mı?

Tarih boyunca bu hayvanlar sadece bir besin kaynağı olarak görülmemiş, aynı zamanda sosyal hayatın içerisinde de önemli bir yer edinmiştir. Geçmişten günümüze sosyal hayatın bir parçası olan evcil hayvanların, Türk Milleti’nin kültürü üzerindeki etkilerinin anlaşılması için birkaç örnek vermekte yarar görüyorum.

Tamgalı Say kaya resimlerindeki hayvanlardan olan kedi, Türk kültüründe önemli bir hayvandır. Kedi öldürmenin, yedi insan öldürmekle eş olduğu öğretisi nesilden nesile aktarılmış ve bu gün Anadolu’nun bazı bölgelerinde hala kedi öldürenler yedi katil olarak anılmaktadır. Yine yeni bir eve taşınmadan önce, eve giren kedinin o evde mutlu olunacağına işaret etmesi, girmeyen kedinin uğursuzluk getireceğine inanılmıştır.

Koyun ise sözlü anlatılarımızda ilk kez Oğuz Kağan Destanı’nda karşımıza çıkmaktadır. Oğuz Kağan çadırını kurdurur, çadırın iki yanına kırk kulaç yüksekliğinde iki ağaç diktirir ve sağ taraftaki ağacın tepesine altın bir tavuk koyulur, altına ak bir koyun bağlanır. Sol taraftaki ağacın tepesine gümüş bir tavuk koyulur ve altına kara bir koyun bağlanır. Oğuz Kağan’ın çadırının iki yanına diktirdiği ağaçların içinde Tanrının Kut’u bulunur. Kendisine verilen görevi tamamlamış olan Oğuz Kağan Tanrıya haber göndermektedir. Ağaçlar üzerindeki tavuklar kanatlı olduğu için iki dünya arasında araç olarak kabul edilir. Koyun ise şehit olmanın simgesidir ve aynı zamanda yerin altı ile yeryüzü arasındaki habercilerdir.

Türklerin hayatında en önemli hayvan olan atın yeri başka hiçbir varlıkla ölçülemeyecek kadar değerli olmuştur. Bundan dolayı, Türk insanının hayatının her döneminde at karşımıza çıkmaktadır. At üzerine söylenmiş çok sayıda atasözü, deyim, destan ve efsane bulunmaktadır. Hayvanların bu denli önemli olması veteriner hekimlik mesleğinin gelişmesine büyük katkı sağlamıştır.

Doğaya saygı

On binlerce yıl öteden günümüze, tarih süzgecinden geçerek ulaşmış yüksek Türk Kültürünün içinde barındırdığı insani değerlerin daha iyi anlaşılması ve bu öğretilerin nesiller boyu aktarılması gerekmektedir. Doğa ile iç içe yaşamış ve doğaya, hayvanlara karşı sürekli saygılı olmuş atalarımızın aktardığı öğretilere duyulan ihtiyaç her geçen gün artmaktadır.

Modernleşmeyle birlikte insanoğlu, kendini doğanın ve canlıların tek hakimi gibi görmeye başlamış ve her türlü hakkı kendinde bulmuştur. Modern çağda geçmişe ait ne varsa gericilik ve bağnazlık olarak adlandırılmaya başlanmıştır.  İnsanlara, atalarından kalan en büyük miras olan kültürleri unutturulmuş ve unutturulmaya devam edilmektedir.

Bu gün bir şeyleri düzeltmek için çeşitli arayışlara girmiş olan insanoğlu, bazı mücadeleler vermektedir. Çeşitli hayvan hakları dernekleri ve çeşitli organizasyonlar mevcuttur. Fakat bu organizasyonların etkisi hiç bir zaman bizlere unutturulan kültürümüzdeki öğretiler kadar etkili olmayacaktır.

Sorumsuz tüketim; değerler bütününden uzaklaşmak!

Şehirleşmenin gereği doğadan uzaklaşıyoruz ama insanlığın insan olmak adına geçmişten günümüze biriktirdiği değerler bütününden de uzaklaşmamıza gerek yok! Modernleşme adı altında bizlere sunulan birçok şey, kazanım gibi görülürken sahip olduğumuz en önemli özelliği kaybetmekteyiz. Kendi özümüze yabancılaşıp insanlığımızı kaybediyoruz. Daha fazla para, mal, mülk, lüks için vicdanımızı kaybediyoruz. Zevklerimiz uğruna yaban hayatını yok ediyoruz. Gösteriş uğruna, sırf estetik açıdan güzel görünmesi için ev hayvanlarına cerrahi müdahaleler yaptırıyoruz. Çiftlik hayvanlarına, bir canlıdan çok makine gibi davranıyoruz.

Her geçen gün daha fazla zalimleşiyor ve kendimizi bu dünyanın tek hakimi olarak görüyoruz. Kendimizden başka hiçbir şeyi önemsemiyoruz. Her şeyi yararsız şaçma sapan bir şekilde daha fazla tüketiyoruz. Bu bencillik, insanoğlunun sonunu hazırlamakta! Üzerinde yaşadığımız dünyayı yok ediyoruz. Önce canlıları, bitkileri ve bir gün kendi sonumuzu kendi elimizle hazırlayacağımız gerçekliğini görmezden geliyoruz.

Binlerce yıl önce atalarımızın kayalara kazıdığı gerçeklikten, hayvanlara tarih boyunca önem ve ayrıcalıklar tanımış atalarımızın öğretilerinden çok uzaklardayız. Geçmişle olan bağlarımız koparıldı. Kendi özümüze yabancılaştık ve toplumsal olarak hafızamız silindi. 

Mesleğin payına düşen

Toplumun ve sosyal hayatın her alanda olduğu gibi mesleğimiz de bu durumdan olumsuz etkilendi. Veteriner hekimlik mesleğini icra eden insanlardan, sıkça duyduğum birkaç cümleyi sizlere aktarmak istiyorum.

Meslektaşlarımız, “mesleğimizi itibarsızlaştırıyorlar”, “mesleğimizin itibarı ve geleceğini karartıyorlar”, “kendi elimizle kendi kuyumuzu kazıyoruz” gibi cümleleri sıkça kullanıyorlar. Ama neden sorusunu sormaktan imtina ediyoruz. Bu sorunu, aslında içinde yaşadığımız çağın ve insanlığın bahsettiğimiz genel sorunlarıyla aynı temellere dayandırmak mümkün. Bu sorunların aşılması için mesleki etikten bahsedebiliriz ama mesleki etik kâğıt üzerine yazılan üç beş maddeden oluşmaz. Mesleki etik bir bilinç meselesidir. Mesleki etik nesilden nesile aktarılan, yüzlerce yılda şekillenmiş kurallar bütünü,  bir kültürdür.

Bu konuda Veteriner Fakültesinin Deontoloji alanında çalışmalar yürüten değerli bilim adamları mevcut. Bu sorunun en çok da onlar farkında fakat değerli hocalarımızın çalışmaları tek başına yeterli olmamaktadır. Veteriner Fakültelerinde Deontoloji alanında çalışmalar yürüten bilim adamlarına gereken önemin ve imkanların verilmesi gerekmektedir. Daha fazla sayıda deontoloğun yetişmesi sağlanarak, geçmişle kopan bağların yeniden kurulması bir oranda mümkün kılınmalıdır.

Mesleğin örnek iki büyük değeri!

İnsanlar kendileriyle ilişkilendirdikleri, aynı idealleri paylaştıkları insanları kendilerine örnek alırlar ve onların izdüşümlerini takip ederek geleceklerini şekillendirirler. Bu sebepten eli öpülesi iki meslek büyüğümüzden kısaca bahsetmek istiyorum; Vatan şairimiz, veteriner hekim Mehmet Akif ERSOY ve Ord. Prof. Dr. Süreyya Tahsin AYGÜN.

Çok sayıda ortak noktaları bulunmakla beraber, bir özellikleri çok önemli bir öğretidir. M. Akif ERSOY ve Süreyya Tahsin AYGÜN ebediyete intikal ettiklerinde, ailelerine miras olarak sadece insanlığa ve bilime adanmış zorluklarla dolu bir hayat, sayısız eserle taçlandırılmış bir mazi ve anıldığında herkesin önünde saygıyla eğildiği isimlerinden başka hiçbir şey bırakmışlardır.

Mehmet Akif ERSOY Türk gençliğinin örnek alması gereken bir karakter abidesidir. Aynı zamanda bir veteriner hekim olan Mehmet Akif ERSOY, bizler için ayrı bir önem taşımaktadır.

Ord. Prof. Dr. Süreyya Tahsin AYGÜN özellikle meslek hayatına bilim adamı olarak devam etmek isteyen veteriner fakültesi öğrencileri ve mevcut bilim adamları için örnek alınması gereken, önemli bir meslek büyüğümüzdür. Ord. Prof. Dr. Süreyya Tahsin AYGÜN dünyada ilk kök hücre çalışması yapan bir bilim adamıdır. Bu çalışmaları sağlık alanında bir devrim niteliğindedir ve yapmış olduğu çalışmaların önemi, gün geçtikçe daha iyi anlaşılmaktadır.

Dünyada ilk kök hücre çalışan ve kök hücreden doku ve organ üretilmesinin mümkün olabileceğini ve tedavi edici özelliklerini ortaya koyan ve tedavi amaçlı uygulayan bilim adamı bir veteriner hekimdir. Kök hücre dışında da hayvan sağlığı ve insanlığa büyük katkıları olan bilimsel çok sayıda çalışması bulunmaktadır.

Hayvan Deneylerine alternatif

Değerli hocamız, aynı zamanda mensubu olduğu Türk milletinin, tarih boyunca hayvanlarla iç içe yaşamış, hayvanlara büyük değer veren ve ayrıcalıklar tanıyan bir millet oluşunun bilincine sahip olarak hayvanların bilimsel araştırmalarda sınır tanımadan kullanılması, neredeyse katledilmesine karşı çıkmış ilk bilim adamlarımızdandır. Bu konuda dünyaya da ışık tutacak alternatif yöntemler ortaya koyarak, araştırmalarda hayvanların kullanılmasını sınırlandıran etik kuralların oluşturulmasına büyük katkılarda bulunmuştur.

Değerlerin İzdüşümünü takip edebilmek!

İnsanî yanları son derece güçlü, üslendikleri tarihi sorumlulukların bilincine sahip bu iki meslek büyüğümüz, üzerlerine düşeni fazlasıyla yerine getirmişlerdir. Onların izdüşümlerini takip ederek, mesleğimizin kazanımlarını daha ileriye taşıma sorumluluğu bugün bizlerin omuzlarındadır. Bu sorumlulukların gereğini yerine getirebilmek için geleceğe dair düşüncelerimizde sadece kendimizin için hayal kurmanın ötesine geçebilmeliyiz. İsimleri anıldığında, bütün insanlığın önünde saygıyla eğildiği abide şahsiyetler, kendileri için hayal kurmanın ötesinde insanlık hatta bütün canlıların aydınlık geleceğini şekillendirmeye yönelik hayaller kurabilmişler ve bunu gerçekleştirmişlerdir.

Geleceğe dair iyi bir ev, lüks bir araba, rahat konforlu bir yaşamdan başka hayal kurmanın ötesine geçemeyen insanlar için bu yazdıklarım bir şey ifade etmeyecektir. Hatta bilim adamı olmanın sadece 10-15 yıl az da olsa bir zahmete katlanıp, daha önce yapılmış çalışmaların tekrarı niteliğinde çalışmalar yapıp, öğretim üyesi olduktan sonra birkaç saat ders anlatıp,  odasında son derece rahat koltuklarda oturarak kazandığı parayı harcamanın yollarını aramak adına yeni çıkan otomobil, moda, mobilya, çeşitli tatil ve kozmetik dergileri okuyarak yaşam süreceklerini düşünenler için ise hiç bir şey ifade etmeyecektir. Bu algılamanın oluşmasına sebep olanlar en az böyle düşünenler kadar vebal sahibidir.

Tarihle kopan bağlar bu sorunların kökeninde yatan acı gerçektir. Eli öpülesi meslek büyüklerimizin fedakarlık ve insan üstü gayretleri sayesinde veteriner hekimlik dünyanın en saygın meslekleri arasında yerini almıştır. Bu büyük mirasın emanetçileri ve geleceği, veteriner hekimlerin sorumluluklarının fakında, gereğini yerine getiren bireyler olmasını ümit ediyor ve yazımı Türk milletinin ulu önderi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün şu sözüyle bitirmek istiyorum.

‘’Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.’’

Mahmut YILMAZ
Öğrenci   
Ankara Ü. VeterinerFakültesi 
ylmzmahmut32@gmail.com

Kaynakça:

Prof. Dr. Ferruh DİNÇER ,  (1982)Ord. Prof. Dr. Süreyya Tahsin Aygün’ün  Hayatı ve Bilimsel Çalışmaları. AÜ Vet.Fak.derg.29(1-2) 256-276 

Prof.Dr .Aşkin YAŞAR - , Prof.Dr .Halis YERLİKAYA,  (2004) Dünya’da ve Türkiye’de Hayvan Haklarının Tarihsel Gelişimi Vet.Bil.Derg.20,4: 39-46 

Servet SOMUNCUOĞLU, Sibirya’dan Anadolu’ya Taştaki Türkler, Atokyay,, İstanbul, 2008.

 Prof. Dr. Bahattin ÖGEL, Türk Mitolojisi Türk Mitolojisi, C.1,2 bs, TTK yay. Ank., 1993,

Umar Ö OFLAZ., Oğuzname  Verlag  Anadolu Yay.  Gaimersheim  2007

 
 
Yeni Sayfa 1
 Copyright © 2006 - 2011 TurkVet ® - Her Hakkı Saklıdır - All right reserved