Turkvet.Biz
 
Güncel  
GENÇTÜRKVET
    >Düşünenlerin Düşündürdükleri
    >Öğrenci gözüyle
    >Haber/etkinlik/magazin
   

     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     

 

Toplumun Gölgesinde Sessizce “Yaşamak”

Siz hiç cinsel tacize uğradınız mı? Tanıdığınız veya tanımadığınız bir erkek tarafından aşağılandınız mı? O “erkek” sırf siz kadın olduğunuz için bedeninizde hak iddia etti mi? O adamların –yüzünü gördüyseniz eğer- yüzleri hafızanıza kazındı mı? Ben yaşadım!...

Hayata isyan ettim, Tanrı’ya kızdım, kendime küstüm, insanlardan nefret ettim, erkeklerden tiksindim, kadınların zavallılığına acıdım… Çünkü, ben tek başına değildim. Cinsel tacize, istismara, şiddete uğrayan binlerce, yüzbinlerce kadın vardı-hatta çocuk bile vardı- ama susuyorlardı, susuyorduk.  Çünkü, bize yapılan bizim ayıbımızdı, bizim günahımızdı. Suçlu bizdik! O aşağılık erkekler istediğini yapmakta özgürdü. Bize ise susup katlanmak, kaderimize razı olmak öğretilmişti. Kadın olduğum için geri plana atılmayı hiç hazmedememiştim. Ben, hep erkeklerle ve bu topluma ait kadınlarla savaşmıştım- hala savaşıyorum- ama ben de sustum. Ben de konuşmadım. Ben de korktum suçlanmaktan. Bir tacizin yükünü kaldıramazken bir başkası geldi başıma, bir başkası, bir başkası daha… Kafamda tek bir soru vardı; “Neden?” Benim suçum ne?

Suç… Bireysellikten doğan bir olgu mu; yoksa köklerini toplum yapısına dayamış bir olay mı? Kişinin kendiliğinden, içinden geldiği için suç işlediğine pek az insan inanır. Genel inanış, suçu ve suçluyu toplumun doğurduğu yönündedir. Biz nasıl bir toplumda yaşıyoruz peki? Belli klişelere sahip, yasakçı, baskıcı, düşünmeyen, üretmeyen, “bana dokunmayan yılan bin yaşasın”cı bir toplumda yaşıyoruz. Peki, sonuç ne oluyor? Ders kitapları dışında hiç kitap okumayan; ders kitaplarını da anlamadan sadece ezberleyen; düşünmek için değil e kurnazlık yapmak için kullanan, kızlarını binbir baskıyla, korkuyla, aşağılık duygusuyla, erkeğe kölelik yapmak için dünyada var olduğuna inandırarak,yetiştiren, kızlarına yasakladıkları her şeyi oğullarına serbest bırakan,erkeklik çağına adım atan bir kadın adayının aybaşı kanaması sır gibi saklanırken, oğullarını dini bir gerekliliğe uyup sünnet ettirdiklerinde davullarla, zurnalarla bu olayı kutlayan,sürekli başkalarına karışan, gözü kulağı başkalarının evinde olan  ve de cinselliği ayıplayan bir toplumun içinde sıkışıp kalmış bireyler ile bu toplumu benimseyen bireyler çatışıyor.

Her şeyi geçtim bu cinsellik yasağı en çok biz kadınların başına dert açıyor. Bir kere henüz küçük bir kız çocuğu iken “kuku”nuzu kapatmanız, kimseye göstermemeniz, çok ayıp olduğunu öğretiyorlar size. Buna karşılık oğullarının “pipi”lerinin resmini çekip, bu et parçasına fotoğraf albümlerinde güzide bir yer ayırıyorlar. Bu yasak organınızla ilgili bir şey merak edip sorsanız, “Şşşt, sus bakıyım, ayıp!” diye azarlıyorlar sizi. Siz oranızda ne olduğunu bilmeden,  değerli bir mücevher gibi her şeyden, herkesten koruyorsunuz organınızı. Hatta kendinizden dahi. Sonra büyüyorsunuz ve oranız kanıyor. Size bunun her kadında olduğunu anlatıyorlar,”Her ay olacak, korkma” diyorlar. “Aman kimse duymasın” diye de pedlerinizi gizli saklı almayı, kullanmayı ve çöpe atmayı öğretiyorlar. Vücudunuz gelişip serpildikçe yasaklar ve önlemler iyice artıyor. Artık şort giymek yasak, artık dar t-shırt giymek yasak,  mini elbiseler giymek yasak ve en önemlisi erkekler yasak. Sokakta, okulda birlikte oynadığınız, aynı sıraları paylaştığınız arkadaşlarınızla aranıza yasaklar giriyor. Birlikte ders çalışacağınız arkadaşlarınızın adı Ayşe’yse tamam; eğer adı Ali ise hayır olmaz, ders dahi çalışamazsınız. Erkeklerle kızlar arkadaş olamaz Onlar yasaklıyorlar ve siz nedenini anlayamıyorsunuz. Bu yasaklar saçma geliyor ve Ali’yle gizlice ders çalışıyorsunuz, yalanlar söylemeye başlıyorsunuz. Ve bir gün bir Ali’ye aşık oluyorsunuz. Öyle yoğun, öyle sıcacık, öyle güzel duygular sarmalıyor ki sizi, niçin aşkı da yasakladıklarını anlayamıyorsunuz.. Yasakladıkları şeyleri yaptığınızı öğrendiklerinde dövüyorlar sizi, korkutuyorlar, bağırıyorlar, canınızı acıtıyorlar ve tehditler savuruyorlar. Siz “Neden?” diye soramıyorsunuz. Sorsanız da söylemiyorlar, “öyle işte” diye kestirip atıyorlar. Çelişkilerinizle, sorularınızla ve yaşadıklarınızla baş başa kalıyorsunuz.

Bir gün okuldan çıkmış eve yürürken bir el kalçanızı sıkıyor. Ve elin sahibi hızlıca uzaklaşıp gidiyor. Kimseler yok. Güpegündüz, ortalıkta kimseler yok! Korkuyorsunuz, şoka girmişsiniz, sesiniz çıkmıyor. Bağırmak, ağlamak, çığlıklar atmak istiyorsunuz, ama yapamıyorsunuz. Annenize sarılıp hıçkıra hıçkıra ağlamak, istiyorsunuz; ama korkuyorsunuz ve utanıyorsunuz. Başınıza gelen iğrenç olay sanki sizin suçunuz gibi utanıyorsunuz. Bunu da içgüdüsel olarak yapıyorsunuz. Daha önce anneniz dahil hiç kimse bedeninize elleyip de kaçıp gittiğinde utanmanız gerektiğini söylemedi. Ama siz, suçluluk duyuyor, utanıyorsunuz. “Niye ellettin kendini? Aptal mısın, okuldan tek başına yürünür mü? Kıçını mı açmıştın? Ne giymiştin?” diye soracaklar size biliyorsunuz. Sanki bu iğrenç olayı siz istemişsiniz gibi size yüklenecekler, biliyorsunuz. O alçak adam sağda solda bu yaptığını anlatırken, ona alkış tutacaklar, “Helal lan sana, sen yarın bir gün karıyı altına da alırsın” diyecekler.  Ama suçlu olan sen kalacaksın! O adama alkış tutanlar arasında belki ağabeyin, baban, amcan, dayın da olacak; ama hepsi de seni suçlayacak. Sırf cinsiyetinden dolayı mı suçlandığını sorup duracaksın kendine. Sen sorularına cevap ararken, o aşağılık adamlar ortalıkta gezinmeye devam edecekler, seni nerede yalnız ve savunmasız yakalasalar bedeninde hak iddia edecekler, sıkacaklar, laf atacaklar, hatta ırzına geçmek isteyecekler. Senin sorularını cevaplayan olmayacak, sessiz çığlıklarını duyan olmayacak, hep yalnız olacaksın! Hep korkacaksın erkeklerden, ama aşık da olacaksın, mutlu da olacaksın. Bu toplumun izin verdiği ölçüde kadınlığının güzelliklerini de yaşayacaksın. Aklında hep sorular olarak ve hep bu toplumu değiştirme umudunu içinde taşıyarak…

Zaman bir çok şeyi değiştirmiş. Şehir hayatında kadın; kırsala göre daha saygın, eğitimli beyler dahi kadını belli klişeler içinde görmeye devam etse de eskiye nazaran pek olumlu değişiklik var. Mustafa Kemal’in devrimlerini hala sindirememişiz, hala kadını, örtmeye, kapatmaya çalışıyoruz. Hala kadını eve yakıştırıyoruz; ama en azından topluma boyun eğmeyen bağımsız kadınlar ve bu kadınların, destekçileri erkeklerin sayısı artıyor git gide. Ama yine de durup beklemek olmaz, eğitilmemiz lazım. Doğru ve gerekli bir şekilde eğitim vermek lazım topluma. Kadını bir seks objesi ve bie ev hizmetçisi olarak gören anlayışa son vermek lazım. Sosyal hayatı iyileştirmek, okumak, okutmak, yaşamak, yaşatmak lazım.

Bir toplumun değerlerini, kurallarını, yasaklarını bir anda değiştirmek mümkün değil- hele de bireysel çabayla hiç mümkün değil- . Ancak bir kamuoyu bilinci oluşturulabilirse değişir aksak ve eksik yönler. Bu bilinç basın ve yayın organları ile kazandırılabilir. Yazılı ve görsel yayınlarla cinsel şiddetin kötülüğü, kadına, aileye ve topluma zararları anlatılmalı. Şiddetsiz, istismarsız ortak bir yaşamın güzellikleri gösterilmeli. Devlet bu konunun üzerine düşmeli, yasalardaki cezai yaptırımlar uygulanarak suçtan caydırılmalı insanlar.

Ve biz kadınlar farkına varmalıyız olan bitenin, yaşanılan haksızlıkların. Çünkü, farkında olmak, katlanmayı değil, hakkını aramayı gerektirir. Hakkını arayan güçlü kadınlar tüm toplumun yaşayışını değiştirir.

Ekim 2009

Sülbiye ŞENSES
Ankara Üniversitesi
Veteriner Fakültesi
06100164 4/B   

 

 
Güncel
 

Düşünenlerin Düşündürdükleri!

Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Parazitoloji Anabilim dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zafer KARAER tarafından her yıl kompozisyon yarışması düzenlenmektedir.

Öğrencileri için geleneksel hale getirilen, serbest konulu bu kompozisyon yarışmasında ortaya çıkan, genç düşünenlerin düşüncelerinden seçilen yorumları sayfamızda belirli aralıklarla bulacaksınız.

Yarışmayı düzenleyen saygın  hocamıza, düşünen ve düşüncelerini ortaya koyan müstakbel meslektaşlarımıza tebrik ve teşekkürlerimizi sunarız.

TürkVet

 

 

Yeni Sayfa 1
 Copyright © 2006 - 2011 TurkVet ® - Her Hakkı Saklıdır - All right reserved