Turkvet.Biz
 
Güncel  
YAZILAR / YORUMLAR
   

>Genel

    >Eğitim
   

>Meslek politikaları

   

>Tarım ve Hayvancılık politikaları

    >Hayvan yetiştirme ve ıslah
   

>Gıda güvenliği ve halk sağlığı

   

>Hayvan sağlığı

   

>Hayvan refahı

    >Yaban hayatı
    >Çevre
    >AB Politika ve uygulamaları
    >Dünya Uygulamaları
    >Diğer Yazılar

 

Türkiye’de Çevre Gerçeği ve Günah  Keçisi

Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de çevre kirliliği ciddi boyutlara ulaştı. Kabul edilmesi gereken gerçek; insanın çevresi ile bir bütün olduğudur. Dünyamızda, insanlığın var olmasına ve varlığını sürdürebilmesine neden olan çevresel faktörler uygarlığımızın gelişmesiyle birlikte ortadan kalkmaya başladı. Bilim adamları, bu konuyla ilgili olarak yıllardır tehlike alarmı vermektedir ki, son 1 yıl içinde insanlığın çevreye verdiği etki artik sadece bilim adamlarının hassas çalışmalarında tespit edilebilir olmaktan çıkarak bizim gibi sade vatandaşların da fark edebileceği duruma geldi.

Dünyanın geleceğine baktıgımızda görecegimiz tablo; bu hızla gidersek yakın gelecekte insanligın var olabilmesi için gerekli sartların ortadan kalkacagıdır. Bu, dünyanın sonu demek degildir ama insanlıgın sonu olabilir.

Hem Kentsel Hem Endüstriyel Arıtma Tesisleri Yetersiz

Çevre Bakanlığı'nın internet sitesinden yapılacak basit bir aramayla ülkemizin çevre felaketine katkısını rahatlıkla görebiliriz. Buna göre; kentsel yerleşimde durum söyle:

3,215 belediyenin bulunduğu ülkemizde 141 belediyede kanalizasyon sistemi var. Bunun da sadece 43 tanesinde arıtma tesisi bulunuyor. Bir baska ifade ile kanalizasyon sularının %98.67'si hiç arıtılmadan ırmaklara, göllere ve denizlere bırakılıyor(1).

Endüstriyel faaliyetlerimiz sonucunda çevreye olan etkimiz ise: Arıtma tesisi bulunmayan kuruluşlardan; özel sektörün oranı %16 iken, kamu sektörünün oranı %84'tür. Ülkemizde faaliyette bulunan OSB'lerden sadece %14'ünde arıtma tesisi bulunuyor(1). Ülkemizdeki endüstri kuruluşlarının %98'inde arıtma tesisi bulunmuyor. Olanların bir kısmı ise yetersiz veya çalışamaz durumda. Endüstrinin ürettiği, zehirli ve agır metaller ihtiva eden atık sulara gelince; yılda 930 milyon m3 endüstriyel atık suyun sadece %22'si arıtılıyor, %78'i ise arıtılmaksızın doğrudan göl, ırmak ve denizlere veriliyor(1).

Turizmciler Balık Çiftliklerinden Dertli Ama...

Turizm sektörü balık çiftliklerinden yana dertli... Sektördekiler çiftliklerin, ÇEDsürecinde yapilan Halkı Bilgilendirme Toplantıları'nın hiçbirini kaçırmadan tam katılım saglıyor ve balık çiftlikleri konusundaki olumsuz görüslerini bildiriyorlar. Böylece çevre kirliligine karsı oldukça duyarlı bir yaklasım sergiliyorlar. Oysa ülkemizdeki turistik tesislerin %81'inde arıtma tesisi bulunmuyor(1).

Mugla Üniversitesi'nin Göcek'te yaptıgı bir arastırmaya göre, yogun yat trafigi nedeniyle deniz suyundaki kirlilik en üst seviyeye ulastı. Yaz aylarında Gökova'da dolasan 5,000'e yakın teknenin sintinelerini bosaltabilecegi 1-2 bosaltım noktası var. Uzmanlar, acil önlem alınmaması durumunda Göcek koylarının dogal güzellgini kaybedecegi uyarısında bulunuyor(2). Bodrum'da kıyı seridindeki yapılasma son 3 yılda %300 artmıs durumda(3). Ege Denizi'nde, turizm sonucu özellikle yaz aylarında nüfus çok artıyor. Kirlilik yükü normalin çok üzerine çıkarken, mevcut altyapı ise yetersiz kaldıgından sorunlar ortaya çıkıyor(4).

İzmir yöresinde turizm alanlarındakı gelisim Karaburun, Çeşme, Foça, Dikili, Çandarlı, Urla, Seferihisar, Bozdag ve Karagöl bölgelerinde de tarım alanları aleyhine turizm alanlarinda hızlı bir gelisme oldugu saptanmıs bulunuyor. Turizm amaçlı yatırımların ortaya çıkardıgı çevre sorunları, Gümüldür yöresinde artan orandaki turistik tesis ve yazlık konut yapımı, kıyıdaki doğal dengeyi bozdugu ve satsuma mandalina bahçelerinin yok edilmesi yanı sıra fosseptiklerin toprak, su ve çevre kirliligine neden oldugu bunun da yöre turizminin gelecegini tehdit ettigi bildiriliyor(4).

Kıyılar Yeterince Korunamıyor

Sayıstay, herkesin esit ve serbest kullanımına açık olması gereken Türkiye'deki kıyılarda yasanan "yagmanın" boyutlarını, hazırlayıp TBMM'ye sundugu "Kıyıların Kullanımının Planlanmasi ve Denetimi" baslıklı performans denetimi raporuyla ortaya koydu. Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan kıyıların yeterince korunmadıgı ve isgallere göz yumuldugu belirtilen raporda, kamu kurum ve kuruluslarının bile kıyıları usulsüz, dogal yapıya zarar verici, esit ve serbest kullanımı sınırlayıcı sekillerde kullandıgı belirlemesi yapılıyor.

Suçlu (?!) Bulundu

Ülkemizde durum bu sekilde oldugu halde son birkaç yıldır giderek artan siddetle balık çiftlikleri çevre katili olarak gösterilmeye baslandı. Gazetelerde köse yazarları, televizyonlarda haber programları ve hatta yarısma programı sunucuları, çevreci kitle örgütleri balık çiftliklerini hedef tahtasının ortasına koyarak saldırmaya basladılar. Sonuçta Çevre Bakanlıgı'nın tebligi ve Turizm Bakanlıgı'nın ilke kararı ile balık çiftliklerinin ipi çekildi. Durum böyleyken kimin aklına asagıdaki unsurlar geliyor?

  • Ülkemizde çevre gerçegı yukarıda özetledigim sekildeyken neden hedef tahtasına balık çiftlikleri oturtuluyor ve denizlerimizdeki bütün kirliligin sebebi olarak bu tesisler gösteriliyor?
  • Bugün ülkemizde gecekondular bile yıkılmadan önce içinde oturanlar magdur olmasın diye önlem alınırken, tamamen yasal konumda olan balık çiftlikleri, çiftliklerin magdur olabilecegi düsünülmeden bir teblig çıkartılarak kapatılmak isteniyor.
  • Arıtma tesisi bile bulunmayan fabrikalara, otellere bu durumu düzeltmeleri için yıllar ve yıllar boyunca süre tanınırken balık çiftliklerine bu yapılmıyor.
  • .Tebligde verilen süre içinde bürokratik islemlerin gerektirdigi süreç nedeni ile isletmelerin tasınamayacagı bilindigi halde neden "çiftliklere ya bu süre içinde tasınırsınız ya da kapatırız" deniyor?
  • .Bugün ülkemizde bulunan çiftliklerdeki balıkların maddi degerını kim düsündü? Yetistiricilik yoluyla istihsal edilen su ürünlerinin önemli bir kısmı yurtdısına ihraç edilerek yılda 350 milyon dolar civarında bir döviz girdisi saglanıyor. Çiftliklerde bulunan balıklar sadece çiftlik sahiplerinin degildir, bu bir milli servettir, bu ülke bu kadar zengin mi, çiftlikleri kapatarak bu balıklara ne olacagını kimse düsünmüyor?
  • 10 bini çiftliklerde olmak üzere paketlerne, isleme ve ihracat sektörüyle birlikte 25 bin kisiye is imkanı saglıyor. Ülkemizde issizlik bir sorunken çiftlikler kapatılırsa bu insanların da issizler ordusuna katılacagı düsünülmüyor mu?
  • Su ürünleri sektörü, dıs ticaret gelirimize %4 civarında bir katkı saglıyor. Ülkemiz ekonomisi bu denli kuvvetli mi ki bu çiftliklerin kapatılmasından zarar görmesin ve döviz geçtigimiz yıllarda oldugu gibi birden yükselmesin?
  • Çözüm, üreticiler ve ilgili bakanlıkların ortak bir toplantısi ile bulunabilecegi halde yetkililer bu yola gitmiyor ve isletmeleri kapatıyor.
  • Bütün yetkililer; "çiftlikler açık denize tasınsın" derken ve üreticilerde açık denize tasınmak için basvurdukları halde neden izin verilmiyor?

 

Balık Çiftliklerinin Çevreye Karsılastırmalı Etkisi

Balık çiftliklerinin çevresel etkisinin arastırılması için yapılan "Yunanistan'da Doğu Ege Denizindeki Hios Ada'nın Dogu Kıyılarındaki "Yüzer Kafes Çiftçiliginin Yerel Spesifik Bentik Etkilerinin Değerlendirilmesi" ile ilgili çalısmada; tesislerin çevre ve özellikle bentik organizmalar üzerinde geçici etkisi oldugu, balık çiftliklerinden kaynaklanan kirlilik girdilerinin, su dinamiklerinin etkisiyle dagıldıgı ve sonuçta çevreye istatistiksel anlamda önemsiz bir etki bıraktıgı tespit edilmistir(5).

Baltık Denizi'neAtılanAzotve FosforMiktarları(Enell&Ackerfors1992)(6)

Kaynak

Azot (Ton)

Azot(%)

Fosfor(Ton)

Fosfor(%)

Ziraat

607,800

39.5

12,800

19.5

Orman

87,600

5.7

3,600

5.5

Kentsel

214,600

13,9

33,700

51,2

Endüstriyel

32,900

2,1

6,600

10,3

Akuakültür

14,200

0.9

2,400

3.6

Denizdeki Atmosferik Birikim

448,000

29.1

6,700

10.2

Azot Fikzasyonu

134,000

8.7

 

 

Yukarıdaki tablo Doç. Dr.Suat Dikel' in "Kafes Balıkçılığı adlı kitabından aynen alınmıştır. Tabloda ilginç olan nokta; deniz kirliliğinin etkisinin tespit edilme kriteri olarak alınan azot ve fosfor değerleri incelendiğinde denizdeki atmosferik birikimin akuakültürden gelen azot ve fosfor oranlarından daha yüksek olmasıdır. Bunları düşünürken ister istemez aklıma son birkaç soru daha geliyor: Balık çiftliklerine karsı alınan bu tutum ve ilgili söylemler gerçekten konuya samimi bir yaklaşımla mı dile getiriliyor? Balık çiftliklerini çevre felaketinin sorumlusu olarak göstermek gerçekten doğru mu? Bunu yapanlar konu hakkında bilgi mi yoksa sadece fikir sahibi mi?

Uzay ŞENTÜRK
Veteriner Hekim
 
Dipnot:
(1)  www.cevreorman.gov.tr. Yerüstü Suları ve Kirliliği
(2)  www.ntvmsnbc.com/news/372790.asp
(3)  Kaynak: İMEAK DTO Bodrum Şubesi
(4)  İzmir İl Çevre Orman Müdürlüğü 2004 yılı Çevre Denetleme Raporu
(5) (Assessment of site specific benthic impact of floating cage farming in the eastem Hios Island, Eastem Aegean Sea, S.D.Kloudatos, j.Smith, K.Bogdanos, E.papageorgiou University of Thessoly, University of Wales Swansea UK,Helenic Center for Marine Research)
(6)  Doç.Dr.Suat Dikel, Kafes Balikçiligi, Çukurova Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi yayını
 
Kaynak;
TürkVet Grup/Dosyalar
Deniz Ticareti/Turkish Shipping World , 03.2007
Güncel
 

 
Uzay ŞENTÜRK
Veteriner Hekim
Yeni Sayfa 1
 Copyright © 2006 - 2011 TurkVet ® - Her Hakkı Saklıdır - All right reserved