Turkvet.Biz
 
Güncel  
YAZILAR / YORUMLAR
   

>Genel

    >Eğitim
   

>Meslek politikaları

   

>Tarım ve Hayvancılık politikaları

    >Hayvan yetiştirme ve ıslah
   

>Gıda güvenliği ve halk sağlığı

   

>Hayvan sağlığı

   

>Hayvan refahı

    >Yaban hayatı
    >Çevre
    >AB Politika ve uygulamaları
    >Dünya Uygulamaları
    >Diğer Yazılar

 

Yönetişim ve Kurumsal Yönetim

Yönetişim (governance), yönetme irade, güç, süreç ve eylemini ifade eden bir terim. Yönetim terimi ile farkı kısaca şöyle ifade edilebilir: Yönetim terimi, kapalı bir sistemde, biçimsel (formel) ve dikey hiyerarşik ilişkiler içindeki eylemleri ifade ediyor. Buna karşılık yönetişim, yönetimin teknik süreç gereksinimlerini karşılayan, ancak yatay ilişkiler içinde işbirliği, eşgüdüm, katılım ve paylaşım gibi mekanizmaları devreye sokan ve biçimsel olmayan etik kurallar ile gelenekleri de dikkate alan tümleşik bir yaklaşımı tanımlıyor. Bu kapsamda “iyi yönetişim” dendiğinde, yönetişim sürecinde açıklık, şeffaflık, hesap verebilirlik, adalet ve ahlaki standartlara uyumun derecesi tanımlanmış oluyor.

Günümüzde yönetişim terimi ağırlıklı olarak iki bağlamda kullanılıyor.

  • Kamusal yönetişim (public governance)
  • Kurumsal yönetişim ya da kurumsal yönetim (corporate governance)

Kurumsal yönetim konusuna geçmeden önce kamusal yönetişim kavramına değinmek, birbiri ile çok olan ilişkili bu iki kavramın birlikte, geniş bir perspektiften algılanmaları açısından yararlı olacak. Çünkü kamusal iyi yönetişimin sağlanamadığı bir ortamda kurumsal düzeyde iyi yönetişim beklentileri gerçekçi görülmüyor.

Kamusal yönetişim, devlet-vatandaş ilişkisinde bireyi ön plana çıkaran anlayış çerçevesinde, devleti ve kurumları, bireyin yaşam kalitesini etkileyen sosyo-ekonomik ilişkiler açısından sorgulayan bir yaklaşım. Modern toplumlarda bireyin, yönetişim bağlamında, temelde dört grup aktörle sosyo-ekonomik etkileşim içinde olduğu kabul ediliyor. Bunlar: devlet, kamu işletmeleri, özel işletmeler ve sivil toplum kuruluşları. Bireyin refahı ve yaşam kalitesi, bu aktörlerin yönetişim kaliteleri, diğer bir ifadeyle “iyi yönetişim” düzeyleri ile doğrudan ilişkili.

WBI-Dünya Bankası Enstitüsü’ne göre (www.worldbank.org/wbi/governance) yönetişim, bir ülkedeki yönetim otoritesinin ortak yararlar için kullanılmasını sağlayan gelenekler ve kurumlar bütünü olarak tanımlanıyor ve aşağıdakileri kapsıyor:

  • Yönetim otoritesine sahip olanların seçim, izlenme (hesap verme) ve değiştirilme süreçleri
  • Hükümetin, kaynaklarını etkin yönetme ve etkili politikaları (ve düzenlemeleri) hayata geçirme kapasitesi
  • Yurttaşların ve devletin, aralarındaki sosyal ve ekonomik etkileşimi yöneten kurumlara karşı saygısı

İyi yönetişim bağlamında, WBI ülkeleri altı boyutta izliyor. Bunlar:

  • Söz hakkı ve hesap verebilirlik boyutunda, ülkelerdeki seçim, ifade, katılım ve basın özgürlüğü değerlendiriliyor.
  • Siyasi istikrar ve şiddetin yokluğu boyutunda, hükümetlerin, yerel şiddet ve terörizm dahil, anayasal olmayan veya şiddet yoluyla kararsız hale getirilme veya görevden uzaklaştırılma olasılığı ile ilgili algılamalar ölçülüyor.
  • Hükümetin etkinliği boyutunda, kamu hizmetlerin kalitesi, mülki hizmetlerin kalitesi ve bunların siyasi baskıdan bağımsız olma derecesi, politika geliştirme ve uygulama kalitesi ve hükümetin bu tip politik taahhütlerinin güvenilirlik düzeyi ölçülüyor.
  • Düzenlemeler ile ilgili kalite boyutunda, hükümetin özel sektöre fırsat veren ve onu destekleyen etkin politika ve düzenlemeleri geliştirme ve uygulama yeteneği ölçülüyor.
  • Hukukun üstünlüğü boyutunda, toplumdaki tüm unsurların toplum kurallarına, özellikle sözleşme yaptırım gücünün kalitesine, polise ve mahkemelere duydukları güven ve bunlarla bağlı olma düzeyleri ile; suç ve şiddetin düzeyleri ölçülüyor.
  • Yolsuzluğun denetimi boyutunda ise, kamusal gücün, küçük ve büyük boyutlu her türlü yolsuzluk yoluyla, kişisel çıkar için kullanımı ile; devletin bir sınıf ya da ve kişisel çıkar grupları tarafından ele geçirilme durumu ölçülüyor.

Türkiye’nin bu boyutlardaki durumunu gösteren, OECD ortalaması ile karşılaştırmalı grafiğini görmek için lütfen tıklayınız.

http://info.worldbank.org/governance/wgi2007/pdf/c221.pdf bağlantısından Türkiye 1996-2006 ülke raporuna erişebilirsiniz.

http://info.worldbank.org/governance/wgi2007/sc_country.asp adresinden ise 1996-2006 dönemini ve 212 ülkeyi kapsayan çalışmanın tamamına erişebilirsiniz.

UNDP-Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı yönetişimi, özellikle az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeleri hedefleyen, “demokratik yönetişim” bağlamında ele alıyor (http://www.undp.org/governance) ve iyi yönetişimi Birleşmiş Milletler’in Binyıl Gelişme Amaçları’nın (Millenium Development Goals - http://www.un.org/millenniumgoals) gerçekleştirilmesi için gerekli ortamın sağlanmasında kilit öneme sahip bir faktör olarak değerlendiriyor. UNDP’ye göre yönetişim, “bir toplumun, devlet, sivil toplum ve özel sektör içindeki ve bunlar arasındaki etkileşimler yoluyla ekonomik, siyasi ve sosyal ilişkilerini yönetmesini sağlayan değerler, politikalar ve kurumlar sistemi” demek. Bu çerçevede UNDP, parlamentoların ve seçim sistemlerinin geliştirilmesi, adalet ve insan hakları, ifade ve bilgiye erişim özgürlüğü, e-yönetişim, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, kamu idaresi reformu ve yolsuzlukla mücadele gibi konulara odaklanıyor.

Kamusal yönetişim bağlamında OECD ()iyi yönetişimin hükümet, vatandaşlar ve parlamento ilişkilerini değiştiren ve hükümetin işlevselliğini artıran prensiplerini aşağıdaki gibi sıralıyor:

  • Hukukun üstünlüğü
  • Açıklık, şeffaflık, demokratik kurumlara hesap verebilirlik
  • Vatandaşla ilişkilerde dürüstlük ve eşitlik; katılım ve danışma mekanizmalarının varlığı
  • Verimli ve etkili hizmet
  • Anlaşılır, şeffaf ve uygulanabilir kanunlar ve düzenlemeler
  • Politika oluşturmada devamlılık ve tutarlılık
  • Yüksek standartlarda ahlaki davranış

OECD’ye göre kamuda yönetişim ile ilgili çalışmalar, e-devlet, idari reform, kamu sektörünün bütçelendirilmesi ve yönetimi, politika oluşturma süreçlerine vatandaşın katılımı ve yolsuzlukla mücadele gibi konuları kapsıyor.

  Kurumsal yönetim terimi ise teknik anlamda, ülkedeki kamusal yönetişimi kalitesine paralel olarak şekillenen bir ortamda, işletmelerde yönetim ilişkilerini “iyi yönetişim” çerçevesinde tanımlayan bir yaklaşım. Sermaye Piyasası Kurulu’nun “Kurumsal Şirket Yönetimi” isimli yayınında (http://www.spk.gov.tr/yayinlar/index.html?tur=kitap – No:196)  kurumsal yönetim kavramı dar ve geniş anlamda olmak üzere iki grupta ele alınmış.

Aşağıdaki bölüm bu yayından alınmıştır. Bu açıklamalarda “şirket” ifadesini “kuruluş” olarak okumak ve açıklamaların kapsamını kamu işletmeleri ya da sivil toplum kuruluşlarını kapsayacak şekilde genişletmek mümkün.

Dar anlamda kurumsal yönetim kavramı
Dar anlamda kurumsal yönetim, şirket yönetimi ile hissedarlar (shareholders) ve paydaşlar (stakeholders) arasındaki ilişkileri düzenleyen kurallar bütünüdür. Bir başka ifadeyle, herhangi bir şirkette hissedarlar dahil, şirketin yürüttüğü faaliyetler ile doğrudan veya dolaylı ilgili olan tüm paydaşlarının haklarını korumayı ve şirket yönetiminin sorumluluk ve yükümlülüklerini ortaya koymayı amaçlayan bir yönetim felsefesidir.

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), kurumsal yönetimi şu şekilde tanımlamaktadır: “Kurumsal yönetim, bir şirketin yönetimi, yönetim kurulu, hissedarları ve diger paydaşlar arasındaki bir dizi iliskiyi kapsar... Kurumsal yönetim, makro ekonomik politikalardan, ürün ve faktör piyasalarındaki rekabet düzeyine kadar firmaların faaliyetlerini biçimlendiren bir dizi unsurdan olusan daha geniş bir ekonomik çerçevenin içinde yer almaktadır. Kurumsal yönetimin çerçevesi, aynı zamanda yasal, düzenleyici ve kurumsal faktörlere dayanır.” (OECD, 2004).

Kurumsal yönetim anlayışında kilit kavramlardan birisi ”paydaşlar”dır (stakeholders). Paydaşlar, şirket faaliyetleri ile doğrudan ve/veya dolaylı bir ilişki içerisinde olan ve şirket faaliyetlerinden pozitif ve/veya negatif dışsallık elde eden kişi ve/veya kurumlardır. Paydaşlar en geniş anlamda: şirketin ana sahip ve yöneticileri, yönetim kurulu, hissedarlar, kurumsal yatırımcılar, yabancı ortaklar, çalışanlar, müşteriler, rakipler, tedarikçiler, toplum ve devleti kapsamaktadır. Paydaşlar kavramına, şirketin iyi yönetilmesinden fayda sağlayacak, kötü yönetiminden ise zarar görecek tüm kişi ve gruplar dahildir.

Paydaşları iç aktörler ve dış aktörler şeklinde ikili bir ayırıma tabi tutmak mümkündür. Örneğin, şirket çalışanları “şirket içi menfaat sahibi”; müşteriler ise “şirket dışı menfaat sahibi”dir.

Konuyu sahip-vekil teorisi çerçevesinde de ele almak mümkündür. Şirket ana sermayesini koyan ve yönetimi üstlenen “ana sahip” dışında, pay sahiplerini (hissedarlar) de içeren tüm paydaşları “menfaat sahibi” kavramı içerisinde değerlendirmek gerekir.

Özetle, bir şirketin faaliyeti; şirket hissedarlarından, sermaye piyasası yatırımcılarından, şirketle ticari münasebete girişen veya girişecek olan kişilerden, işçi ve memurlardan, vergi alacaklısı ve topluma daha iyi bir hayat sağlama yükümünü yüklenmiş devletten oluşan ve şirketin başarılı işleyişinden yararlanabildiği gibi, başarısızlığından ve kötü idaresinden de olumsuz yönde etkilenebilen ve zarar görebilen büyük bir sosyal topluluğu ilgilendirmektedir. Kurumsal yönetim, şirketlerin yönetiminde ve faaliyetlerinde söz konusu topluluğun haklarını gözeten, diğer bir ifadeyle, kar elde etme ve ortaklarına dağıtma ana unsuru ve amacını taşıyan geleneksel yapılarının yanında, pay sahipleri dahil tüm paydaşlarnın haklarının korumasını ve bu çerçevede söz konusu menfaat grupları arasındaki ilişkilerin kurallarının düzenlemesini hedefleyen bir yönetim felsefesidir. (Şehirli,1999)

Her ne kadar kurumsal yönetim (corporate governance) kavramı ilk kez Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından kullanılmış ve ilk ve öncü çalışmalar bu örgüt tarafından geliştirilmişse de konunun bilimsel temelleri daha önce muhtelif bilimsel çalışmalara konu olmuştur. Örneğin, Adolf Berle ve Gardiner Means'nin 1932 yılında yayınladığı Modern Şirket ve Özel Mülkiyet (The Modern Corporation and Private Property) başlığını taşıyan kitaplarında şirketlerde mülkiyet (sahiplik) ile kontrol (denetim) fonksiyonlarının aynı elde bulunmasının tehlikelerine dikkat çekilmiş ve bu iki fonksiyonun birbirinden ayrılmasının gereği üzerinde durulmuştur.

Geniş anlamda kurumsal yönetim kavramı
Kurumsal yönetim kavramını en geniş anlamda, iyi şirket yönetimi için gerekli formel ve informel kurallar bütünü olarak ele almak mümkündür. Daha kısa ve öz bir tanım yapmak gerekirse; kurumsal yönetim “iyi şirket yönetimi” (good corporate governance) demektir. İyi şirket yönetimi için, sadece şirket üst yönetiminin ve yönetim kurulunun görev ve sorumluklarını ve aynı zamanda şirket içi ve şirket dışı paydaşlarnın haklarını önceden belirlemek ve bunları yasal çerçeve içerisine almak son derece önemli ve gerekli olmakla beraber yeterli değildir. İyi şirket yönetimi için bunların ötesinde değişim yönetimi, stratejik yönetim, sinerjik yönetim, toplam kalite yönetimi, insan kaynakları yönetimi vs. yönetim ilkelerinin ve yönetim tekniklerinin etkin biçimde şirkette uygulanması gereklidir.

Dar anlamda kurumsal yönetim kavramı sadece iyi şirket yönetimi için sorumluluk, adalet, şeffaflık, hesap verme sorumluluğu gibi formel kuralların oluşturulması üzerinde odaklanmaktadır. Oysa, geniş anlamda kurumsal yönetim kavramı, iyi şirket yönetimi için yukarıdaki ilkeleri kapsayan formel kurallar yanı sıra modern yönetim tekniklerinin uygulanmasının ve aynı zamanda informel kurallar bütününün –ki, buna kurumsal kültür diyebiliriz- önemi üzerinde durur.

Sermaye Piyasası Kurulu’nun “Kurumsal Şirket Yönetimi” isimli yayınında geleneksel yönetim ile kurumsal yönetim yaklaşımlarının karşılaştırması aşağıdaki gibi verilmiş:

Geleneksel Yönetim

Karşılaştırma
Kriteri

Kurumsal Yönetim 

Sahip, aynı zamanda yönetir ve denetler. Organizasyonda kuvvetler birliği ilkesi geçerlidir. 

Güç ve otorite

Şirket sahipliği, yönetimi ve denetimi birbirinden ayrılmıştır. Organizasyonda kuvvetler ayrılığı ilkesi geçerlidir.

Şirket sahibi ve yöneticileri şirketi kendi iradi ve takdiri kararları ile yönetirler.

Kurallara karşı takdiri kararlar

Şirket yönetiminde kurallar hakimdir.

Şirket sahiplerinin ve yöneticilerinin sorumluluklarının hukuki çerçevesi yeterince çizilmemiştir.

Sorumluluk

Şirket sahip ve yöneticileri paydaşlara karşı doğrudan sorumludurlar.

Sadece vekiller “sahiplere” hesap verirler. Sahibin hesap verme yükümlülüğü yoktur. Sahip, ancak kendisine hesap verir!!!

Hesap verme yükümlülüğü

Hesap sorma hakkı

Şirket sahip ve yöneticileri, şirkete ve paydaşlara karşı hesap verme yükümlülüğündedirler. Başka bir ifadeyle, paydaşların şirket yönetimine hesap sorma hakkı bulunmaktadır.

Şirket yönetiminde şeffaflık ilkesine fazla önem verilmez. Şirket yönetimi, ancak arzu ettiği şirket bilgilerini kamuoyuna açıklar.

Şeffaflık

Şirket sahip ve yöneticileri, şirket faaliyetlerini şeffaflık içerisinde yürütmek durumundadırlar.

Sahip, arzu ettiği kişileri yönetim kurulu üyeliğine atar.

Yönetim kurulunun oluşumu

Yönetim kurulu üyesi olabilmenin bazı şartları vardır. Bilgi, liyakat ve erdemi buluşturacak kurallar ve ilkeler geçerlidir.

Şirket yönetim ve denetleme kurullarında olanlar tam bir bağımsızlıkla hareket edemezler. Nihayetinde, kurul üyeleri sahip tarafından atanır.

Bağımsızlık

Şirkette bağımsız yönetim ve bağımsız denetim ilkeleri hakimdir. Örneğin, yönetim kurulu üyelerinin bir kısmı şirketle hiçbir çıkar ilişkisi olmayan kişilerden oluşur.

 

Aynı yayında kurumsal yönetimin başlıca amaçları ise aşağıdaki gibi açıklanıyor:

  • Şirket üst yönetiminin sahip olduğu güç ve yetkilerin keyfi kullanımının engellenmesi; bir başka ifadeyle yönetimin güç ve yetkilerini kötüye kullanarak kendilerine özel menfaatler sağlamalarının ortadan kaldırılması,
  • Yatırımcı haklarının korunması,
  • Şirket hissedarlarının adil ve eşit muameleye tabi tutulmasının sağlanması,
  • Şirketle doğrudan ilişki içerisinde bulunan menfaat sahiplerinin haklarının korunması ve güvence altına alınması, bu çerçevede örneğin, azınlık haklarının korunması,
  • Şirket faaliyetleri ve finansal durumu ile ilgili olarak kamuoyunun aydınlatılması ve şeffaflığın sağlanması, bu çerçevede hisse senetleri borsada işlem gören şirketlerin şeffaf olmaları ve kurumsal yatırımcılar ve diğer paydaşlar için önem taşıyan bilgiyi zamanında ve eksiksiz kamuoyuna açıklamaları,
  • Yönetim kurulunun sorumluluklarının açık olarak belirlenmesi,
  • Şirket üst yönetiminin karar ve eylemleri dolayısıyla hissedarlara ve diğer paydaşlara hesap verme yükümlülüğünün temin edilmesi,
  • Vekalet maliyetlerinin (agency cost) azaltılması;
  • Şirket kazancının pay sahiplerine ve daha genel olarak tüm menfaat sahiplerine hakları oranında geri dönüşümünün sağlanması,
  • Büyük hissedarların azınlık hisselerine el koyma tehlikesinin önüne geçilmesi,
  • Uzun vadeli yatırım yapan kurumsal yatırımcılar açısından güven tesis edilmesi ve sermaye maliyetinin düşürülmesi, şirketin hisse senedi ihracı yoluyla finansman kaynaklarına kolay erişim imkanlarının arttırılması,
  • Risk alan sermayedar ile karar veren profesyonelin çıkar çelişkisinin kurallara bağlanarak kontrol altına alınmaya çalışılması.

 Üyelerimiz aşağıdaki kurumsal yönetim ile ilgili belgelere “belgeler” bölümünden erişebilirler:

  • SPK Kurumsal Yönetim İlkeleri
  • TÜSİAD Kurumsal Yönetim İlkeleri
  • OECD Kurumsal Yönetim İlkeleri

SPK, hisseleri İMKB’de işlem gören şirketlerin yıllık faaliyet raporlarına ek olarak “Kurumsal Yönetim İlkeleri Uyum Raporu” hazırlamalarını istemektedir. Bu rapora ilişkin şablon, kurumsal yönetim kapsamında şirketlerden beklentiler ile ilgili bilgi vermektedir.

 http://www.spk.gov.tr/ofd/KurumsalYonetim/kurumsal_yonetim_ilkeleri_uyum_raporu.pdf .  

Ayrıca aşağıdaki iki adreste dünya çapındaki iki şirketin (Boeing ve EADS) kurumsal yönetim ile ilgili web sayfalarından konunun kapsamı ve uygulamalar hakkında örnek alınacak bilgilere erişilebilir.

 Bağlantılar

Kaynak:Tekno Bülten

 

Güncel
 

 

 

 

Yeni Sayfa 1
 Copyright © 2006 - 2011 TurkVet ® - Her Hakkı Saklıdır - All right reserved