Turkvet.Biz
 
Güncel  
YAZILAR / YORUMLAR
   

>Genel

    >Eğitim
   

>Meslek politikaları

   

>Tarım ve Hayvancılık politikaları

    >Hayvan yetiştirme ve ıslah
   

>Gıda güvenliği ve halk sağlığı

   

>Hayvan sağlığı

   

>Hayvan refahı

    >Yaban hayatı
    >Çevre
    >AB Politika ve uygulamaları
    >Dünya Uygulamaları
    >Diğer Yazılar

 

Tavuk Coccidiosisi

       Veteriner Tavukçuluk Derneği’nden tavuklarda coccidiosis ile ilgili bir yazı yazmam istendiğinde, bu yazının nasıl olması gerektiği üzerinde düşündüm ve klasik coccidiosis yazımlarında olduğu gibi, tavuklarda coccidiosis çok önemli bir hastalıktır.. Çok fazla ekonomik kayıplara neden olur ile başlayıp, şu kadar Eimeria türü bu hastalığa sebep olur, bu türlerin yaşam döngüleri şöyledir.. Semptomları, hastalık belirtileri böyle ile devam ederek.. Teşhis ve tedavi ile korunma yöntemleri şunlar, şunlardır diye, yazıyı tamamlamak yerine; “Türkiye’de bugüne kadar tavuk coccidiosis’inde neler yapılması gerekiyordu da, yapılmamıştır’???” noktasında durarak, bu sorunun  yanıtını aramanın daha önemli ve gerekli olduğunu düşünüyorum..

       Peki!!!, Türkiye’de tavuk coccidiosisi ile ilgili bugüne kadar neler yapılmıştır, diye  bakıldığında; maalesef, görüntü çok fazla iç açıcı değildir.. Ülkemizde tavuk coccidiosis’i ile ilgili ilk çalışma Başkaya ve arkadaşları tarafından, 1952 yılında Ankara’da Tavukçuluk Enstitüsünde tavuklarda görülen salgın halindeki ölüm nedeninin coccidiosis olmasının anlaşılması ile tesadüfen yapılmıştır. Bunu Oytun (Ankara, 1952) ve Meydani (Ankara, 1966)’nin hastalıkla ilgili ilaç denemelerine ait çalışmaları takip etmiştir. Daha sonra biri ülkenin bir ucunda  Bursa’da (Demir, 1991),  diğeri diğer ucunda Elazığ’da (Gürel, 1992) tavuklarda ilk kez bölgesel tür bildirimini esas alan planlı çalışmalar yapmıştır.. Bunları uzun bir aradan sonra tarafımdan doktora tez konusu olarak verilen, etlik piliç yetiştiriciliğinde coccidiosis’e neden olan türlerin tespiti ve hastalıktan korunmada ülkede kullanılan kimyasal (Sarı, 2004) ve aşıların (Karaş, 2004) etkisi ile ilgili çalışmalar takip etmiştir.. Her iki doktora çalışmasında öncelikle tavukçuluğun yaygın olarak yapıldığı Adapazarı (Merkez ve Kaynarca), Bolu (Göynük), Balıkesir (Bandırma) ve Ankara (Kazan)’da kümeslerden toplanan dışkılarda Eimeria türleri saptanmış,  bu türlerle deneysel enfekte edilen civcivlerde, ülkede yaygın olarak kullanılan kimyasal ve aşıların etkileri incelenmiştir.. Böylece hem bu bölgelerde broiler yetiştiriciliğinde coccidiosis nedeni olan türler, hem de aşı ve yeme katılan kimyasalların coccidiosis de korunmada etkisi saptanmıştır..

        Görüldüğü gibi  tavuk coccdiosis’inin ciddiyetine (!), önemine (!) binaen bu güne kadar Türkiye’de sadece 7 çalışma yapılmıştır.. Bu durumda tavuklarda coccidiosis ile ilgili bilgilerin ülke çapında yeterli olmadığı, hatta doktora tezleri olmasa hiçe yakın bilgi olduğu açıkça ortada dır..

      Buna karşılık hayvancılık sektörleri arasında endüstriyel anlamda en gelişmiş sektör olan tavukçuluk sektöründe, coccidiosis’e bakış, hiç de gelişmişliğine yakışır biçimde değildir.  Öyle ki!!! Tam anlamıyla boyutları bilinmeyen, elde doğru-dürüst hiçbir veri bulunmayan bu hastalığa karşı, hiçbir bilimsel esasa dayanmayan bir savaş ilan edilmiştir. Bu savaşta en iyi silah olarak gerek etlik piliç yetiştiriciliğinde ve gerekse yumurtalık tavuk yetiştiriciliğinde beslenme yemlerine Monensin, Narasin, salinomisin, Lasalosid, Senduramisin gibi ionofor grubu antibiyotikler ile Amprolyum, Sülfanamidler, Nikarbazin, Diklazuril, Robenidin gibi kimyasallar anticoccidial olarak katılmaktadır.  Bu anticoccidialların yıllık kesin olarak tüketim miktarı bilinmiyor, her isteyen istediği anticoccidiali, istediği şekilde ve miktarda kullanıyor, hangi işletme hangi anticoccidiali, ne kadar süre ve miktarda kullanıyor bilinmiyor.. hangi anticoccidal preparatı hangi coccidiosis türünde direnç kazandırıyor bilinmiyor, yine hangi anticoccidial ette kalıntıya sebep oluyor bilinmiyor, ayrıca belki de en önemlilerinden olanı çevrede ne kadar kirlilik yaratıyor bilinmiyor.. Bir bilinmeyen de bütün bu bilinmeyenler insan sağlığını ne derecede etkiliyor maalesef, bu da bilinmiyor!!! Bilinmekte istenmiyor.. Buna karşılık en önemli bilinen yıllarca önce Avrupa Birliği ülkelerinde ve gelişmiş çoğu ülkede bu kimyasalların kullanımlarının yasaklanmış olduğudur!!! (çok uzun, uzun düşünmek gerekir!!!). Ancak ülkemizde de kağıt üzerinde yasaklama ile ilgili kanun ve tebliğler olduğu halde, halen yetiştiriciler istedikleri anticoccidiali, istediği şekilde kullanmaktadır.. Bunlardan yasaklanmış bazı anticoccidialların 2014, 2015, 2016 hatta 2017 yılına kadar kullanımına ilişkin ruhsat izinleri vardır..  İşin bir diğer ilginç yanı ise çok gelişmiş olan tavukçuluk sektöründe ulaşılabilen veri sayfalarında; verimlilik, ithalat, ihracat gibi bazı seçme veriler ve bunlara ait bütün hesaplamalar en ince ayrıntısına kadar verildiği halde, yıllık kullanılan hepside ithal edilen, 1 tek yerli bulunmayan anticoccidial miktarları ile bunların neden olduğu kalıntı ve çevre kirliliği hesaplamalarına ait veriler, nedense ilgili veri kaynaklarında yok!!!.. Herhalde hesaplar çok karışık, içinden çıkılamaz bir durum var ki; bu tür hesaplamalar yapılmıyor.. Ya da!!! Bütün bu premiksler, anticoccidialler yurt dışından getirtildiği için mi??? Hesaplamaya değmez görülüyor!!! Bu noktada “Anticoccidiallerin İthal izni nasıl, nereden ve neye göre alınıyor/veriliyor??? Bilinmiyor??? Türkiye’de bugün için anticoccidiallerin, tavuk coccidiosisini getirdiği noktada bilinmiyor??? daha çok çıkmaza sürükleyip, sürüklemediği de bilinmiyor??? Bunun hesabını kim nasıl verecek??? bu da bilinmiyor” gibi bilinmezlikler ekleniyor ve işin en can alıcı yanı ise bütün bu bilinmezliklere kimin yanıt-cevap vereceği de bilinmiyor???...

         Ülkemizde tavuk coccidiosisine karşı yapılan savaşlarda kullanılan bir diğer silah aşı uygulamalarıdır. Aşılarda da durum, anticoccidiallerden çok farklı değildir. Bu uygulamalarda da bir çok bilinmezlik var.. Bu bilinmezliklerden en önemlileri  Hangi işletme hangi aşıyı, ne kadar süre ve miktarda kullanıyor bilinmiyor??? Özellikle hepsi ithal olan canlı aşıların, tür sayısı ve suşu bakımından, ülkede ki türlerle ne derecede uyumludur, bilinmiyor???. Aşıların İthal izni nasıl, nereden ve neye göre alınıyor/veriliyor??? Bilinmiyor??? Türkiye’de bugün için olmayan türlerin ve suşların ülkeye girmesi, tavuk coccidiosisini daha çok çıkmaza sürüklemez mi??? Bunun hesabını kim nasıl verecek??? Bu da bilinmiyor..Bütün bu bilinmezliklere karşın her isteyen istediği aşıyı, istediği şekilde ve miktarda kullanıyor, içerdiği türler ve suşlar dikkate alınmıyor, Bu durum olmayan türlerin ve/veya olmayan suşların ülkeye girmesi demektir, bu dikkate alınmıyor.. Bu durumda  en önemli bilinmezlik ise;  ülkede aşı uygulamaları ne derecede olumlu sonuçlar veriyor, ya da ileride ne gibi olumsuzluklara neden olur bilinmiyor..

    İşte bütün bu durumlar göz önüne alınarak yapılması gereken noktasında, öncelikle konunun uzmanı Türk bilim insanlarının devreye girerek, olaya sahip çıkması ve sektörle birlikte ülke gereksinimlerini öncelik sırasına göre belirlemesi gerekmektedir. Bununla ilgili olarak ben ve ekibim tarafımdan örnek bir çalışma yapılmaktadır..  “Kanatlı Coccidiosis’ine Karşı Oocystlerin İrradiye Edilmesi Esasına Dayalı Aşı Üretimi” konulu TÜBİTAK destekli proje çalışmalarına 2005 yılında başlandı, halen proje kapsamında çalışmalar devam etmektedir. Bu arada proje çalışmalarında saha uygulamalarında bize yardımlarını esirgemeyen “BESD-BİR” e teşekkür ederiz..  Bu çalışma ile Türkiye’de etlik piliç yetiştiriciliğinde coccidiosisi’in ülkesel boyutlarda durumu ve buna bağlı olarak aşı ile çözüm yollarının aranması amaçlandı.. Bugüne kadar (yaklaşık 5 yıl) Türkiye’de etlik piliçlerde coccidiosis ilk defa böyle kapsamlı bir çalışma ile ele alınmıştır.. Bu çalışmada, ülkedeki  9 bin civarındaki broiler kümeslerinin tamamını temsil edecek şekilde; Türkiye’nin 6 bölgesinde (Akdeniz Bölgesi, Doğu Anadolu Bölgesi, Ege Bölgesi, İç Anadolu Bölgesi, Karadeniz Bölgesi ve Marmara Bölgesi) yer alan, broiler kümeslerinin yoğunlukla bulunduğu 19 ilden (Adana, Adapazarı, Ankara, Balıkesir, Bolu, Bursa, Çanakkale, Düzce, Elazığ, Eskişehir, İzmir, İzmit, Kayseri, Konya, Manisa, Mersin, Samsun, Uşak ve Zonguldak), istatiksel analizle illerdeki kümes yoğunluğuna göre sayıları belirlenen toplam 1200 kümesten dışkı örnekleri toplandı, kümeslerin klinik veya subklinik boyutta coccidiosis oranları saptandı ve enfekte dışkılardan Türkiye inokülümü hazırlandı.. Yani Türkiye’de ilk defa etlik piliçlerde coccidiosis’e neden olan Eimeria türlerini içeren bir karışım hazırlandı.. Aynı zamanda  inoklümde ki Eimeria oocystlerinin  hastalık ve ölüme sebep olan dozları da belirlendi.. Yine Türkiye’de ilk defa moleküler amplifikasyon tekniği ile, etlik piliçlerde coccidiosise neden olan türler belirlendi. Bugünlerde iradiye aşı çalışmalarımız devam etmektedir.. Bu çalışma ile etlik piliçlerde coccidiosis tüm boyutlarıyla ve ülke çapında araştırılmış olacaktır. Buradan çıkan sonuçlara göre de hastalıkla ilgili gerçek ve bilimsel manada yol haritası çizilmiş olacaktır (Bu proje halen devam ettiği ve kesin rapor yazılmadığı için bulgular yüzeysel verilmiştir)..

Bu projeye benzer bir çalışma planı da yumurtalık tavuklarda yapılmalıdır.. Çünkü yumurtalık tavuklarda da coccidiosis’de bir çok bilinmezlikler var, buna karşılık etlik piliçlerde olduğu gibi bilinçsizce yem katkı maddeleri ile anticoccidiallar verilmekte, keza  aşılar uygulanmaktadır..

Yapılması gereken en önemli konulardan birisi de, belki de ilki ülkemiz bilim insanları hastalığa tabii ki sahip çıkmalıdır, ancak tavukçuluk sektörü de en az yabancı konu uzmanları kadar, Türk bilim insanlarına sahip çıkmalıdır..  Çünkü ülkesini seven Türk Bilim İnsanları yabancıların beklediği (Pazar) karşılığı hiçbir zaman beklemez..   

Sonuç olarak gıda sektöründe ve ülke ekonomisinde çok önemli ve özel yeri olan gerek etlik piliç, gerekse yumurtalık tavuk yetiştiriciliğinde coccidiosis ile ilgili ülkeye katma değer sağlayan çalışmaların bugüne kadar yapılmadığı, bu yüzden premiksleri, anticoccidialleri veya aşıları kullanırken gerçek anlamda ne kazandığımızı veya neleri kaybettiğimizi, ileride daha neleri kaybedebileceğimizi, ya da kime hizmet ettiğimizi  tam olarak bilmemiz gerektiğini önemle vurgulamak isterim.. Türkiye’de coccidiosis kadar önemli olduğuna ve de bilinmezliklerinin çokluğuna inandığım salmonella, newcasttle, infuluense, marek, gumbora gibi  bakteryel, viral hastalıkların mücadele ve korunma yolunun ise, yukarıda ki TÜBİTAK projesine benzer ulusal epidemiyolojik projelerden  geçeceğine inanıyorum..  

Saygılarımla…

Prof.Dr.Zafer KARAER

Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi
Parazitoloji Ana Bilim Dalı 06110-Ankara 
Zafer.karaer@veterinary.ankara.edu.tr
 03123170315/345
Güncel
 

 

 

 

Yeni Sayfa 1
 Copyright © 2006 - 2011 TurkVet ® - Her Hakkı Saklıdır - All right reserved