Turkvet.Biz
 
Güncel  
YAZILAR / YORUMLAR
   

>Genel

    >Eğitim
   

>Meslek politikaları

   

>Tarım ve Hayvancılık politikaları

    >Hayvan yetiştirme ve ıslah
   

>Gıda güvenliği ve halk sağlığı

   

>Hayvan sağlığı

   

>Hayvan refahı

    >Yaban hayatı
    >Çevre
    >AB Politika ve uygulamaları
    >Dünya Uygulamaları
    >Diğer Yazılar

 

Veteriner Hekimliğe Holistik Yaklaşım

 Dr. Gülay Kabasakal Ertürk

Holistik sözcüğü holizmden türemiştir. Holizm; doğada, birim yapıların düzenli gruplaşmasından, bütünler oluşturmaya yönelik eğilimdir.

Holistik tedavilerin bazılarının resmi organları mevcuttur.

Amerikan Veteriner Kriopratik Derneği, 1989’da bir grup veteriner hekimi ve kriopratikerle birlikte kurulmuştur. Sertifikalı Kriopratiker eğitimi vermektedir.Geleneksel Çin Veteriner Tıbbı, 1998’de Florida’da kurulmuştur. Veteriner Çin Tıbbı, Bitkisel ilaçlı tedaviler, Akupunktur gibi konularda sertifikalı eğitim vermektedir. 650 Veteriner Hekimi mezun vermiştir. Veteriner Homeopati Akademisi, 1986’da ,Hayvan Doğal Sağlık Merkezi bünyesinde kurulmuş olup, sadece Veteriner Hekimlere olmak üzere 130 dersle sertifikalı Homeopati eğitimi vermektedir.1987 yılında Londra’da kurulan İngiliz Homeopati Enstitüsü ise, kurulduğundan beri 75 ülkeden 10.500’ün üzerinde öğrenci mezun etmiştir(25).Homeopati, İngiltere’de, bizzat Kraliyet ailesi tarafından desteklenmektedir. Enstitünün,Kanada,A.B.D, Avustralya ,Fransa ,İsviçre, Pakistan,İspanya, Hindistan Rusya ve İran,Azerbaycan gibi birçok ülkede kurs merkezleri vardır(5).

Uluslararası Veteriner Homeopati Birliği’nin (IAVH) , Avusturya, Almanya, Yunanistan, Brezilya, Fransa, Macaristan, İtalya, Hollanda, Danimarka, Finlandiya, Norveç, İsveç, İsviçre, İspanya, İngiltere, İrlanda, A.B.D gibi birçok ülkeye yayılmış örgütsel ağı mevcuttur. Veteriner hekimlikte, hem petlerde hem de çiftlik hayvanlarında Homeopatik tedavinin kullanımı geliştirmek amacıyla, özel kurslar,seminerler ve konferanslar düzenler.Aynı amaçla 1982’de kurulan İngiliz Homeopatik Veteriner Hekimler Birliği’nin (BAHVS) üye sayısı, 140 ‘a ulaşmıştır.İngiltere – Londra’daki Homeopati Fakültesi ;Diş Hekimi, Doktor, Hemşire, Eczacı ve Veteriner Hekimler gibi sağlık çalışanlarına , bazı hastanelerin bünyelerinde Homeopati kursları verir, ve sınavlarla sertifikalı Homeopatlar yetiştirir(22). Bu sertifikayı alan pratisyen hekimler, homeopatik ilaç içeren ilaç yazabildiği gibi, eczaneler de tüm ilaçları bulundurup satabilirler( 22).

Holistik tıpta genel yaklaşım, minimum yan etki ile, vücudun kendi kendini onarımına yardımcı olmaktır(19,25).

Biyoenerji tedavisi – Reiki: Dünya, manyetik bir alana sahip küresel bir rezonatördür.Dünyanın çevresini çepeçevre saran gaz tabakasının bütünü, atmosferdir. Atmosferin en üst katmanında, evrenden ve güneşten gelen enerjileri iyonize eden bir tabaka mevcuttur. Bu iyonosfer tabakası dünyanın etrafında bir siper niteliğinde canlılara yaşam olanağı sağlar. Aynı zamanda, Radyo dalgaları için yansıtıcı ayna görevi yapar.Yeryüzü ile bu iyonosfer tabakası arasındaki boşluğun, doğal bir titreşimi vardır.Değişik frekanslardaki bu titreşimler elektromanyetik alanlar meydana getirmektedir. Schuman Rezonansı olarak da bilinen, dünyanın (titreşim) rezonant özellikleri, ilk kez 1952-1957 yılları arasında , Alman fizikçi W. O. Schuman tarafından bulunmuştur(21).Tespitlere göre,yeryüzü ile iyonosfer tabakası arasındaki boşluk 7.8,14, 20, 26, 33, 39, ve 45 Hertz(Hertz=1 saniyedeki devir sayısı)aralıklarla titreşen yedi elektromanyetik alan halindedir. Ancak en büyük elektromanyetik alanın titreşimsel frekansı 7.8 Hetz’dir.

Schuman Rezonansı’nın 1952’de keşfedilerek açıklanmasından çok önce bir başka Alman bilgini Hans Berger , beynin çeşitli aktivitelere göre, değişik elektrik dalgaları yaydığını keşfetmiş, ve Elektroensefalografi veya kısaca EEG denen bir alet ile beynin çıkardığı elektromanyetik dalgaları kaydetmiştir.Yapılan çalışmalarla, beynin yaydığı elektromanyetik dalgaların frekansları şöyle tespit edilmiştir: Delta dalgaları(0-4 Hz), Teta dalgaları(4-8Hz),Alfa dalgaları(8-14Hz),Beta dalgaları(14 ve üstüHz). Bunların içinde Alfa beyin dalgaları derin bir gevşeme halinde iken saptanan beyin dalgalarıdır.(2).

Radyo alıcılarında olduğu gibi, beyin de uygun frekansdaki dalgaları alabilme özelliğindedir. Dünyanın elektromanyetik alanı ile aynı frekansa geçtiğinde , kendi biyomanyetik gücünü arttırır. Kişinin iyileştirme sırasında normalinden çok daha büyük olan elektromanyetik alanının, dünyanın elektromanyetik alanından (sonsuz enerji kaynağı , Schuman Rezonansı) çekildiği düşünülmektedir.

Dr. Robert Becker ve Dr. John Zimmerman, Reiki  gibi tedavilerin nasıl yapıldığını araştırmışlar ve bu konuda Schuman Rezonansı diye de bilinen dünyanın manyetik alanına uyumun önemini saptamışlardır(30). Biyoenerji ya da Reiki gibi enerji yolu ile tedavi etme ya da iyileştirme , iyileştirici olan kişinin Alfa durumundaki beyin dalgaları ile, Schuman Rezonansına uyumu sonucu gerçekleşir.İyileştirme sırasında, ellerden üretilen biyomanyetik güç, normal konumdaki halden en az 1000 kat daha fazladır.İyileştiricilerin, iyileştirme sırasında ellerindeki ısının arttığını deneyler göstermiştir(13).İyileştirici kişi,problemli ya da hasta olan doku alanını ellerindeki sıcaklık hissinin daha da artması ile hissederler.Bu durum, stres altındaki dokunun, mikrodalga radyasyonu yayması ile açıklanır.Bu durumun belirlenmesi sonucu, yapılan çalışmalarla radyometre kullanılarak, stres altındaki dokuda tümör oluşumları tespit edilmiştir(12).İyileştirici enerjinin etkisini ortaya koyan bir başka çalışmada, %1’lik pepsin solüsyonu ile muamele edilen yumurta albumini ve kontrol tüpü iyileştiricinin ellerine maruz bırakılmıştır. Aynı çalışma iyileştirici niteliği olmayan kişi ile de tekrarlanmıştır. Bu şekilde çift kör çalışma ile üç kez değerlendirildiğinde, her üç denemede de, spektofotometre ile ölçüm sonucu iyileştiricinin elindeki tüpte enzim seviyesi artmış bulunurken, iyileştirici olmayanın elindeki tüpteki enzim seviyesi, kontrol tüpü ile aynı kalmıştır (7).Vücut, manyetize edilebilir materyallerle doludur.        Kandaki hemoglobin bunlardan biridir. Vücudun biyomanyetik alanı SQUIDS (Super –conducting quantum interference devices) ile ölçümlendiğinde, Dünyanın alanından 100.000 kez zayıf bulunmuştur(30). İyileştirici enerji vücuda; kandaki manyetik yapı ile (hemoglobindeki demir), kan plazmasındaki iyonlarla(sodyum,bikarbonat,potasyum),proteinlerle, sinirlerle, fasiya ile ve suyla taşınır.İnsan vücudunun %70’i sudur. İyileştirme sırasında kan yeniden manyetize olur.İyileştirici enerji; su molekülleri,enzimler, DNA gibi birçok organik yapı için son derece önem taşıyan hidrojen bağını etkiler.Bu domino etkisi yaratarak , enzimlerdeki aktiviteyi ve tüm vücudu kapsamına alır(6,16) Yapılan bir çalışmada, petri kutusunda kültürü yapılan sinir hücreleri iyileştirici enerjiye maruz bırakılmış ve bu sayede sinaps (sinirsel uyarının bir nörondan diğer nörona geçmesi) sağlanmıştır.Bu impuls sinirler boyunca bir sinirden diğerine geçerek scalar enerji olarak adlandırılan süptil enerjiyi ortaya çıkarmıştır(16).Subatomik seviyede yaşayan organizmalara etki yapabilen scalar enerji, günümüzdeki iyileştirici enerji tanımı ile örtüşür.

Homeopati: 200 yıl önceki başlangıcından beri, Homeopati’nin hastaklıklara karşı etkili bir tedavi şekli olup olmadığı konusundaki tartışmalar son zamanlarda yeniden ivme kazanmıştır. Homeopati’nin kurucusu olarak Alman fizikçi Samuel Hahnemann (1755-1843) bilinse de, bu tedavi , daha önceki Tıp tarihlerinden beri bilinir. Hahnemann,19.yy başlarında Tıbbi metinleri çevirerek başladığı çalışmalarına, ilaç aktivitesinin mekanizmasını çözmeye ilişkin araştırmalarla devam etmiştir. Hahnemann’nın öğretisi ile Homeopatik tedavileri hayvanlarda uygulayan ilk Veteriner Hekimi Wilhelm Lux , elde ettiği başarılı sonuçlarla, birçok veteriner hekimine homeopatiyi uygulamada esin kaynağı olmuş ve Hahnemann’nın metotları Veteriner uygulamaya aktarılmıştır(25).  Hahnemann’a göre,hastalıkta semptomlar, hastalığın sebeplerinden daha önemlidir. Hastalığın spesifik semptomları bilinirse, sağlıklı bir kişide aynı semptomlara neden olan maddeler verilerek hasta tedavi edilir.Bu Homeopatide ‘’Benzerin Prensibi’’ ilkesidir.Prensip olarak aşılama ile aynıdır.

Hahnemann ve onu izleyenler, kendileri üzerinde başlangıçta 100 maddenin etkisini test etmişlerdir. Yılan zehiri, striknin gibi test ettikleri maddelerden son derece zehirli olanlarını en küçük dozu ile alıp, bu sayede Homeopati’nin’’ bölünemeyecek kadar küçük doz ‘’ ilkesini saptamışlardır. En çok sulandırma ile yapılan dilüsyonun en büyük potense(iç enerji –güç) sahip olduğunu ileri sürmüşlerdir. Potensleme, hareketsiz maddedeki aktiviteyi, maddeyi dilüe ederek enerjiyi açığa çıkartmaktır. Potensleme, ilaç olarak hazırlanacak maddenin, bir katı(Laktoz) veya bir sıvı(alkol-su)ile seyreltilmesi ile yapılır. Eğer katı madde kullanıldıysa, madde toz haline gelinceye kadar ezilip öğütüldükten sonra, Laktoz ile seyreltilir. Bu öğütme işlemine tritürason denir. Eğer madde çözülebilir bir madde ise, öğütmek yerine seyreltici madde ile kuvvetlice çalkalayarak karıştırılarak seyreltilir, bu işlemin adı da süksüsyon olarak bilinir. İlacın gücü, birbirini takip eden, her yüzlük seyrelti için, 1C,2C,3C..,şeklinde ifade edilir.Fransa’da yüzlük seyrelti C yerine CH ile gösterilir. Onluk seyreltiler ise, İngiltere’de, 1X,2X,3X..,Fransa’da 1D,2D,3D..,Avrupa’da ise, 10,20,30 olarak gösterilir.Seri olarak yapılan seyreltiler sonucunda, homeopatik ilacın etkisinin, azalmak yerine artmasına, potensizasyon ya da güçlenme adı verilir(22,25). İlacın hazırlanmasında, birbirini takip eden seyreltiler sonucu, seyreltici sıvıda ilacı hazırlanacak maddeden tek bir molekül bile kalmayacak kadar sulandırmalar hazırlanır. Bilindiği gibi, molekül, bir maddenin kimyasal özelliklerini muhafaza etmek üzere, belli sayıda atomdan oluşmuş en küçük parçasıdır.Avagadro yasasına göre, bir maddenin bir molekülü 6.022´10²³ adet atom içerir.Bu durumda bir madde, 10²4 kadar seyreltildiğinde, yani, 12C potensinde hazırlandığında(1/100’lük seyreltiden birbirini takip eden 12 sulandırma) teorik olarak orijinal maddeden birtane bile molekül kalmaz. Bu durumda çözündüğü su molekülleri, maddenin zerresini bile içermemekle beraber, madde ile ilgili enerji halinde bilgi taşır. Hastaya verilen Homeopatik ilaç, yoğunluğu az bile olsa, yüksek iç enerjiye sahiptir. Bu enerji vücuttaki birçok biyo-enerji sistemlerini harekete geçirir(22,25,29)

Homeopatik ilaçların etkinlik mekanizması bugünkü bilgilerle tam olarak bilinememekle beraber, destek gören açıklama, nükleer fizik ve suyun bilgi hafızası ile ilgilidir. Yapılan araştırmalar suyun hafıza yeteneğini kanıtlamıştır(25). Maddenin aktif iyileştirici gücü seyreltici sıvıya geçer, ve sıvı bu gücü(iyileştirme bilgisi) hafızasında tutar.

Homeopati üzerine yapılan çalışmalar yorumlara açıktır. Homeopatik ilaçların etkinliği üzerine yapılan çalışmaların, pozitif sonuçlu olanları, bu ilaçlarla sağlanan etkinin , plasebo etkisi olmadığını ortaya koymuştur(14,15). Veteriner Tıbbı’nda da, Homeopatik ilaçların terapötik etkileri üzerine bilimsel araştırmalar sürmektedir. Saha ortamında yaban hayvanlarının tedavisinde Homeopatik ilk yardım kullanılmaktadır. Vahşi hayvan rehabilitörleri önceden tahmin edilemeyen zor koşullardaki akut travma olaylarında Homeopatik ilaçlarla başarılı sonuçlar almışlardır(9).

Holistik alternatifler içinde, aşılamanın yerini alan Homeopatik ilaçlar, nosode’ler olarak adlandırılırlar. Nosodeler hastalık ürünlerinden yapılan immun modülatörlerdir(10).Homeopatik nosode’ler, önleyici tedavide etkilidir. Köpeklerde Distemper insidansını azaltmıştır(20). Sığır mastit tedavisinde Homeopatik nosodelerden başarılı sonuçlar alınmıştır(11).Kennel cough, felin flu, felin aids, felin leukemia nosodelerden faydalanıldığı başlıca pet hastalıklarıdır. Ayrıca aşılama sonrası yan etkileri gidermede de Homeopatik ilaçlar sıklıkla kullanılır. Akupunktur:Kökü taş devrine dek uzanan eski bir Çin sağaltım metodudur. 1960’lı yıllardan beri , Batıda ve Amerika’da yaygın olarak kullanılmaya başlanmış, bu alanda ayrı akupunktur enstitüleri kurulduğu gibi, bölümler de ilgili oldukları alanlar üzerinde ihtisaslaşmaya başlamışlardır.(Doğum ve Jinekolojide Akupunktur, İç Hastalıklarında Akupunktur..)(1).

Akupunktur (İğne ile delme) her hastalıkta, vücudun bazı bölgelerinde hassas noktalar bulunduğu ve bunların hastalığın iyileştirilmesiyle ortadan kaybolduğu prensibi üzerine kurulmuştur(22).Bunlara akupunktur noktası adı verilir. Akupunktur noktaları, taşıdıkları değişik elektriksel iletkenliklerinden dolayı, farklılık gösterirler. Bu elektriksel akımların, bazıları birbirinin içine doğru akarlar, bazıları ise, belirli aralıklarla vücutta organlar arasında, gövde yüzeyi boyunca değişik yönlere akarlar. Bu akışkanlığa ve doğrultulara ‘’meridyen’’adı verilir.Akupunkturda 12 ana meridyen olduğu gibi, birçok da, yüzeysel veya derinden çapraz seyreden veya ara bağlantılar oluşturan meridyenler vardır(1,22).Sağlığın devamı açısından önemli olan enerji(kan),meridyen denilen kanallarda dolaşır.Meridyenler herhangi bir etki durumunda, regülasyon sistemini çalıştırırlar(1).Meridyenler üzerinde bulunan akupunktur noktaları, akan enerjinin etkilendiği iletişim yönleridir, uygulanma ve etkilerine göre çeşitli biçimlerde tanımlanırlar.Akupunktur noktalarının aranması, basınç ve topografik anatomi yöntemiyle olabilir.

Akupunktur noktası uyarılınca, buradan başlayan lokal hücresel uyarımlar, sinirsel iltetişim yoluyla ilgili organlara gönderilir. Akupunktur, nörosekresyon metabolizmasını etkilemek suretiyle nöronların vesiküllerinde varolan transmitter maddelerin salınımını etkiler. Bu transmitter maddelerin (enkephalin, dynorphin)salınımı ile, organ aktivitelerinde artış sağlarlar(1). En iyi yanıt  veren hastalıklar, sindirim ve sinir sistemi problemleri gibi, fizyoljik süreçlerin kısa süreli bozulmasından kaynaklananlardır(22).Hastalığa bağlı olarak, sinirlerde oluşan bozuklukların giderilmesi amacıyla kullanılan, nöral etkili ilaçlar, akupunktur noktalarına uygulandıklarında vejetatif sistemde düzenlemeler oluşmaktadır. Bu amaçla AÜ Veteriner Fakültesi Doğum ve Jinekoloji Kliniğinde Xyloneural kullanılmaktadır.İlaçların etkilerinden enerji dağılımına koşut olarak, daha iyi yararlanmak amacıyla, akupunktur noktaları, antibiyotik, hormon… gibi ilaçlarla kombine edilebilir(1).Dişi domuzlarda yapılmış böyle bir çalışmada, prostaglandin F2α analoğu (fenprostalen), akupunktur noktalarına enjekte edilerek,corpus luteumun regresyonu üzerine etkisi, geleneksel im enjeksiyon ile karşılaştırılmıştır. Sonuç olarak, akupunktur noktalarına enjeksiyon, terapötik tedavi olarak daha etkili bulunmuştur(26).

Özellikle, Doğum ve Jinekoloji olmak üzere, akupunktur, pek çok alanda kullanılmaktadır.Ancak her sağaltım şeklinde olduğu gibi,farklı faktörlerin etkisine bağlı olarak, akupunkturun başarısız olabileceği olgulara ilişkin çalışmalar da mevcuttur. Helsinki Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nde bir grup araştırmacının , Köpeklerde kalça displazisine bağlı osteoartrit için uygulanan akupunktur tedavisini değerlendirdikleri çalışmalarında aldıkları sonuç, tedavi edilen grup ile kontrol grubu arasında istatistiksel açıdan önemli bir fark bulunamadığı şeklindedir(17).

Ayurveda:İ.Ö 2000 yıllarına dayanan Ayurveda , Sanskrit dilinde (Hint dili), yaşam bilimi demektir. Ayurveda’ya göre sağlık, doğa ve evrenle bütünleşmedir. Hindistan’da kayıtlı 250.000 Ayurveda pratisyeni vardır.Ayurveda tıb eğitimini veren ilk okul, İ.Ö. 500 yıllarında Banaras okuludur(22). Ayurveda ismi Hindistan ile bütünleşmiştir. Hindistan’dan köken alan bu öğreti, daha sonraları Sri Lanka, Nepal, Tibet, Rusya, Çin,Kore,Japonya,Mısır gibi birçok ülkeye, Yunan ve Roma kültürlerine yayılmıştır. Son yıllarda, A.B.D, İngiltere,Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinde popülerliği artmaktadır.

 Son 30 yıldır Hindistan’daki ilaç firmaları, Ayurvedik ilaçların sunumunun önemini fark etmişlerdir. Hindistan, İnsan Ayurvedik ilaçları yanında, Veteriner formülleri de üretmeye başlamıştır. Özellikle sürü ve kümes hayvanlarında Ayurvedik ilaçlardan başarılı sonuçlar alınmıştır. Kullanımındaki kolaylık ve olumlu sonuçlar , bu ilaçların Hindistan’dan başka ülkelere ihracatını arttırmıştır.            Ayurveda, birçok hastanede branş olarak yerini almıştır.

Kriopratik: Omurilik ve sinir sisteminin, ilaçsız ve ameliyatsız sağlığın korunması için tasarlanan tümüyle el hünerine dayalı bir tedavi şeklidir. Yunanca elle yapılan anlamını taşır. Oldukça eski bir tedavi şekli olup, eski Mısır yazıtlarında kriopratik tekniklerinin açıklamalarına rastlanmıştır. Eski Hint, Çin Babil ve Asur medeniyetlerinde de uygulanmış, olan bu yöntem yaklaşık 100 yıldır yeniden önem kazanmıştır(22).

Vücudun fonksiyonlarını yeniden dengelemek üzere elle eklemlerin düzeltilmesi esasına dayanır.

Amerikan Veteriner Kriopratik Derneği (AVCA), 150 saatlik bir kurs ile, Kriopratiker yetiştirmektedir.Henüz hayvanlarda uygulanmış Kriopratik çalışmalarına yönelik bilimsel bir veri olmamakla birlikte, Kriopratik; sırt boyun bacak kuyruk ağrılarında, eklem problemlerinde, dejeneratif artritlerde, disk problemlerinde, kafa travmalarında, incinmelerde, çiğneme zorluğunda, siyatikte, pelvis ve kalça problemlerinde, kilo kaybına neden olan ağrılarda önerilir.

Veteriner Hekim olmayan Kriopratikerler, ancak Veteriner Hekim denetiminde uygulama yapabilirler. Denetim altında, kedi köpek at gibi hayvanların röntgen filmlerini çekip gerekli müdahalede bulunabilirler.

Kriopratik, holistik pratiği olan Veteriner Hekimler açısından önemlidir.

Organ problemlerine yol açan spinal problemler için omurga muayenesi önem taşır.

Ancak her tedavi yönteminde olduğu gibi, konunun uzmanı olmayan kişilerce uygulandığında, omurganın yanlış maniplasyonları sonucu, dejeneratif disk kaymaları ve spinal kordta kalıcı hasar olasılığı gözardı edilmemelidir(28).

Bitkisel Tedavi: Hastalıkların tedavisinde bitkilerin kullanımı milat öncesi devirlere uzanır.Dünyanın her yerinde etobur bile olsalar, hayvanların hastalandıklarında doğal olarak bazı bitki türlerine yöneldiklerinin kanıtları mevcuttur(22).Doğada hayvan hastalandığında yemek yemeyi bırakır, vücudunun restorasyonu ve normal sağlık durumunu yeniden kazanabilmek için, bir yerlerde saklanır, sonra kendisi için tedavi edici otları araştırır ve yer (18).

Tarihsel olarak , ilaçların diğer şekillerinden daha eskiye dayanan bitkisel ilaçlar, kullanılan doğal otların kimyasal güçleri ve antioksidan özellikleri açısından önem taşır(19). Bitkilerin, hastalıkları tedavi etme ve önlemede nasıl etkili oldukları en iyi şekilde biyokimyasal temel üzerinde açıklanabilir(22). Modern araştırmalar bitkilerin faydalı ya da zehirli kimyasal içerikleri haricinde ,etkiyi arttırıcı ve/veya yan etkiyi yok edici ikincil maddelere de sahip olduğunu göstermektedir. Yüksük otu (digitalis ferruginea) kalp yetmezliğinde kullanılan ilaçların eldesinde kullanılır. İlaç sanayinde çok önemli bir yeri vardır. Yüksük otu özü, çok az yan etki ile kalp yetmezliğine bağlı sıvı birikmesi tedavisinde yaygın olarak bitkisel ilaçtır. Fakat aynı aktif madde, izole edildiğinde, doğal yapraktaki mevcut halinden hem daha güçlü hem de yan etkileri daha fazladır(22).Nerede ise tüm bitkisel ilaçlarda, ,bitkisel özün bileşeni tek başına verildiğinde etkisiz ya da zararlı olurken, aktif maddeler, ayrıştırılmadan, öz, bütün olarak verildiğinde en iyi etkiyi gösterdiği görülmüştür.Bu yönüyle,bitkisel ilaç için en doğru tanımlama, aktif bileşenlerin kompleks karışımı ifadesidir.

Epilepsinin kontolünde, özellikle üç bitki önemli rol oynar. Kedi otu, Takke otu, Yulaf samanı. Bu bitkiler, sedatif ve antikonvülsif etkileri ile epilepsi kontrolünde kullanılır (18,19).Anemi tedavisinde, doğal demir açısından zengin ısırgan otu faydalıdır. Anal bez yangılarında, karahindindiba veya civanperçemi çayı kompresi olumlu sonuç verir. Tere ve maydanoz vücudun detoksifikasyonunu sağlar ve iştahı açar. Biberiye infüzyonu, kötü kokulu nefes için ağız antiseptiği olarak kullanılır. Katarakt ve kornea ülserlerinde, kırlangıç otu infüzyonu ile göz banyosundan sonuç alınır. Konstipasyonda kuru erik, enteritte, ballı pirinç suyu tüketimi sağaltıcıdır(18).

Araştırmalar, farklı topraklarda, farklı zamanlarda yetişmiş, değişik günlerde toplanmış ve değişik şekilde saklanmış aynı cins bitkilerin farklı miktarlarda aktif tıbbi madde bulundurduğunu ortaya koymuştur(22).Bu durum, bitkisel ilaçların standart hale getirilebilmesini zorlaştırıcı etki yapsa da, son 20 yılda 300 000’e yakın maddenin ilaç şirketlerince anti kanser özellikleri başta olmak üzere araştırmaları yapılmıştır.Örneğin, bunlardan biri, bitkisel madde olan Vinkristin’dir. Vinkristin, Cezayir menekşesi ailesinden vinca rosea olup, lösemi ve kanser tedavilerinde başarıyla kullanılmaktadır(22).Bir başka kanser ilacı olan Toxol, Pasifik porsuk ağacından elde edilir(4)

Kedi, köpek ve diğer hayvanlarda, kanser vakalarında uygulanan radyoterapi, kemoterapi gibi uygulamaların ,insanlarda olduğu gibi yüksek derecede yan etkilerinin olduğu bilinen bir gerçektir. Anti kanser ilaçların çıkakları doğal bileşiklerdir. Bu bağlamda, antitümoral etkileri olan düzinelerce doğal bileşikler ortaya çıkarılmıştır. Apigenin, kanser hücrelerinin proliferasyonunda önem taşıyan hücre zarı-nukleus arası sinyal geçişini engelleyen bir madde olup, maydanozda bulunur. Astragalus membranaceus, Çin bitki ilaçlarında bulunan immunstimülandır. Boswellic asit, Günlük ya da Buhur adıyla bilinen bitkide olup, yangı gidericidir. Curcumin, baharatlarda bulunur. Kanser hücrelerinin sinyal geçişini engeller. EPA (eicosapentaenoic asit), omega 3 yağ asidi olarak balık yağında bulunan yangı gidericidir. Genistein, bir isoflavonoiddir. Soya fasulyesinde bulunur. Kanser gelişiminde damarlaşmayı engeller. Sinyal geçişini azaltır. Ginseng, saponince zengin bir immunstimülandır. Çin bitki ilaçları içinde, tonik olarak kullanılır(4).Bireysel toleranslarla ilgili farklı yayınlar vardır.Antifungal özellikleri bilinen ve uyuza karşı da kullanılan çay ağacı kremi ile ilgili , kirpilerde yapılan bir çalışmada, 24 saat içinde mantarlı deri katmanları yerini sağlıklı yeni dokuya bırakmıştır(8).Oysa yine çay ağacı yağı ile yapılan bir başka yayında ise, pire tedavisi için çay ağacı yağı uygulanan 3 Ankara kedisi zehirlenmiş, bunlardan birisi kurtarılamamıştır(3).Çay ağacı yağında bulunan terpen aktif maddesi, insanlarda olduğu gibi, kedi köpek ve ratlarda toksik bildirilmiştir. (3,27).Köpekte yarpuz yağı zehirli bildirilmiştir(24).

Kaynaklar
1-Aslan,S.,Kılıçoğlu,Ç(1993):Veteriner Doğum ve Jinekolojide Akupunktur.A.Ü.Vet Fa.k. Der.40(1):38-48  5-
2- Beck,C.R.(1986):Mood Modification with ELF Magnetic Fields: A Preliminary Exploration , Archaeus, volume 4
3- Bischoff,K.,Guale,F(1998):Australian tea tree Oil Poisoning in three purebred cats, Journal of Veterinary Diagnostic İnvestigation 10,208
4- Boik,J(2001):Using Natural Compounds to Treat Cancer in Dogs and Other Animals, Journal of the American Veterinary Medical Association , July 2001, Volume 20, Number 2, Page,23
5- British Institute of Homoeopathy News .Number-63.winter/spring 2003 England
6- Bunnel, T.(1996):The Effect of Hands-on Healing on Enzyme Activity, Research in Complementary Medicine, Int. J., 3:265-340, p314
7- Bunnel,T.(1999)The Effect of Healing with Intent on Pepsin Enzyme Activity,Journal of Scientific Exploration, Vol.13, No.2, pp139-148
8- Bunnel,T(2000):Tea Tree antiseptic cream: A new treatment for ringworm and sarcoptic mange in the hedgehog, Journal of the American Holistic Veterinary Medical Association, July 2000, Vol, 19, No 2, pp 29-31
9- Casey, J.S.,Casey,M.A.(2001):Using Homeopathic First Aid in Treating Wildlife in a Field Setting,JournalAmerican Holistic Veterinary Medical Association, July-September, Vol,20. Number,2
10-Colleran,E(1998):Are we vaccinating too much?, Animal Issues, volume 29, Number 3, Fall 1998
11- Day,C:(1986)Clinical trials in bovine mastitis using nosodes for prevention Int J. Vet Hom 1,15.
12- Edrich,J(1982):New Device detects microwave emissions in biological systems Brain/Mind Bulletin , p1-3, Jaunary 4
13- Ford, C(1982):Healer speeds up self-organizing properties, Brain/Mind Bulletin ,Vol 7, No 3 pp 1-2, Jaunary
14- Gibson RG; Gibson SL; MacNeill AD; Buchanan WW(1980): Homoeopathic therapy in rheumatoid arthritis: evaluation by double-blind clinical therapeutic trial. Br J Clin Pharmacol, May, 9:5, 453-9
 15- Gibson RG; Gibson SL; MacNeill AD; Gray GH; Dick WC; Buchanan WW(1978): Salicylates and homoeopathy in rheumatoid arthritis: preliminary Observations Br J Clin Pharmacol, Nov, 6:5, 391-5
 
16- Glen,R.,and Rollin,McCraty(1994):Structual changes in water and DNA associated with new physiologically measurable states , Journal of Scientific Exploration , 8(3), pp438-439 

17-Hielm-Bjorkman,A., Raekallio,M.,Kuusela, E.,Saart,E.,Markkola,A.,Tulamo,RM.(2001): Double-blin devaluation of implants of gold wire at acupuncture points in the dog as a treatment for osteoarthritis induced by hip dysplasia.Vet Rec, Oct 13;149(15):452-6
18- Levy,.B(1950):The Complete Herbal Book For The Dog,Faber and Faber Limited, 24 Russel Square, London
 19- Orey,C.(1998): The Essential Guide To Natural Pet Care: Epilepsy,Bowtie  Press, California
20- Saxton,J(1991):Use of Distemper nosode in disease control. Int,J, Vet. Hom
21- Schumann,W.O.,(1952):Uber diestrahlungslosen Eigenschwingungen einer leitenden Kugel , die von einer Luftschicht und einer lonospharenhulle ungeben ist Z. Naturforschg. 7A: 149-154
22-Stanway,A.(1982):Alternative Medicine-a guide to natural therapies-,Pelican books
23- Stewart,D.,Routledge,D(1998):Water: Essential for Existence.Explore Issue:Volume 8, Number 5
24- Sudekum,M.,Poppenga,R.H.,Raju,N.,Braselton,W.E(1992):Pennyroyal Oil toxicosis in a dog, J Am Vet Med Assoc. 1992 Mar 15, 200(6). 817-8
25- The British Institute of Homoeopathy, Basic course in Veterinary Homoeopathy ders notları, The British Institute of Homoeopathy Limited, 1996
26 Toriumi,H.,Kuwahara,Y.,Ichikawa,Y.,Shimizu,K.,Tsumagari,S.,Takeishi,M.,Xie,H.(2001): Comparative Study on the Effectiveness of Aquapuncture and İntramuscular İnjection of Fenprostalen , Dinoprost and  Cloprostenol on Retention of the Corpus Luteum in Sows, Journal of the  American Holistic Veterinary Medical Association, July 2001, Volume 20, Number 2, Page 9  
27- Villar,D.,Knight,M.J.,Hansen,S.R.,Buck,W.B(1994):Toxicity of melaleuca oil  and related essential oils applied topically on dogs and cats. Vet Hum Toxicol, pr, 36(2),139-42
28-Willoughby,S(1998):Alternative and Complementary Veterinary Medicine,Principles and Practices, Stç Louis:Mosby, pp 185-200
 29- Wolff,H.G.(1998):Homoeopathic Medicine for Dogs, The C.W. Daniel  Company,UK
 30- Zimmerman, J.(1985):New technologies detect effect of healing hands .Brain /Mind Bulletin Vol 10, No:6 September 30
Kaynak:http://www.petklinik.com/makale/makale9.htm

 

 

 

 

Güncel
 

 

 

 

Yeni Sayfa 1
 Copyright © 2006 - 2011 TurkVet ® - Her Hakkı Saklıdır - All right reserved