Turkvet.Biz
 
Güncel  
YAZILAR / YORUMLAR
   

>Genel

    >Eğitim
   

>Meslek politikaları

   

>Tarım ve Hayvancılık politikaları

    >Hayvan yetiştirme ve ıslah
   

>Gıda güvenliği ve halk sağlığı

   

>Hayvan sağlığı

   

>Hayvan refahı

    >Yaban hayatı
    >Çevre
    >AB Politika ve uygulamaları
    >Dünya Uygulamaları
    >Diğer Yazılar

 

İthal Et(me)!

Türkiye hayvancılığının çok tartışıldığı bir yılı geride bıraktık. Anayasa değişikliği ile ilgili referandum sürecinde her ne kadar gündem dışında da kalmış olsa da hayvansal proteini karşılayacak yeterli üretim yapılmaması Türkiye'nin önemli sorunu olarak devam etmektedir. Sorunun başlangıcı Anayasanın 45. maddesi tarım ve hayvancılığı ayrı üretim dalı olarak hüküm altına almışken her nedense hayvancılığı tarımın bir alt sektörü olarak görmekten kaynaklanmaktadır. 1984 yılında Resmi Veteriner Teşkilatının kapatılmasının yanında spekülatörlerle mücadelede gerekli olan kurumların özelleştirilmesi hayvancılıkla uğraşanları sahipsiz bırakmıştır.

Makro politika hedefleri ve yapılan uygulamalar, tarım ve hayvancılık sektöründeki istihdam edilen nüfusunun azaltılması yönünde olmuştur. istihdam, sağlık ve eğitim güvencesi gibi ekonomik ve sosyal imkanlarıyla büyükşehirleri cazibe merkezi haline getirerek kırsalı boşaltma bilinçli veya bilinçsiz hedefimiz olmuştur. Zaman içinde çiftçi veya köylünün tek amacı kalmıştır. Tasını tarağını satarak köyden şehre göç etmek ... Gelinen duruma baktığımızda üretimi yapacak kişi ve ortam kalmamış ... Buna küreselleşmenin etkilerini ve iklim değişikliklerini de eklediğinizde gelecekte ekonomik ve sosyal sorunlar başlayacaktır. Başlamıştır da ... Buna halk dilinde "ETme bulma dünyası" denir.

Kırsal yaşamında hayvancılık aynı zamanda sosyal bir olgudur. Aileler beraberinde 4-5 sığır ve 5-10 koyun veya keçi, birkaç tavuk, bir iki kovan arı bulundururdu. Bu aileler hiçbir zaman etsiz, sütsüz, yumurtasız ve balsız kalmazdı. Hayvancılık onlar için Düğününde kesecek eti, misafirini ağırlayacak peyniri, yoğurdu, çocuklarını besleyecek yumurtası, balı, yatağını yorganının yapacak yünü, tarlasına atacak gübresi, stresini atacak bir uğraşıydı. Kırsalda yetiştirilen fazla hayvanlar şehirler için besi materyali olurdu. Aslında bu kendimize özgü bir yetiştirme sistemi iken bunu kaybetmeye başladık. insanları kırsalda tutmanın da bir gerekçesi idi ... Kırsalda sürdürülebilir bir yaşam için "Geleneksel hayvancılık yetiştirme sistemimizi" yeniden canlandırmak gerekmektedir.

Anayasa değişiklik maddeleri içerisinde kadınlara, yaşlılara, çocuklara, engellilere pozitif ayrımcılık sağlayan hükümler yer aldı. Bundan sonra yapılacak Anayasa değişikliğinde "Tarım ve hayvancılıkla uğraşanları korumak için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılamaz" hükmü konmalıdır. Anayasal pozitif ayrımcılık hakları sağlayarak köylü, çiftçi, çoban diyerek kırsaldan kaçırdığımız insanları tekrar köyüne davet etmenin yani hayvancılıkla uğraşı ehline bırakmanın yollarını bulmalıyız. Kırsalda yaşama canlılık getirmeliyiz. Yani hareket ve bereket meselesi.

Hollanda, Belçika, Moldava, Macaristan, Letonya, Lituanya, gibi ülkelerden damızlık hayvan, besilik hayvan, kasaplık hayvan, parça et, süt tozu gibi hayvansal ürün ithal etmeye başladık. Bu ülkelerin yüzölçümcüleri Konya, Kayseri, Erzurum, Ankara gibi illerimiz kadar ...

İnsanın bu ülkelere ETi ne budu ne ? Diyesi geliyor ...

Kendini alakadar etmeyen meselelerden, toplumu derinden etkileyen olaylardan uzak durmak, kaçınmak ve ilgilenmemek anlamına gelen "etliye sütlüye karışmayın" deyimi vardır. Sağlıklı ve yeterli beslenmenin en önemli ürünleri olan et ve sütün, pasif kalma, boş verme gibi duyguları ifadede kullanılması ne ilginçtir değil mi? Her geçen yıl hızla nüfusu artan dünyanın değişen taleplerini karşılamak hatta daha kötüsü açlık savaşlarının kapıda olduğu çağımızda lütfen ETliye Sütlüye Karışalım!

Hayvancılıkta yaşanan sıkıntılarının devamı halinde TV yayınlarında vejetaryen olarak nasıl yaşanır programları revaçta olacaktır. Belki de vatandaşa pirzola yerine Cem Yılmaz showunu seyretme, biftek yerine Levent Kırca parodilerini izleme, kıyma yerine Gırgır dergisi okuma gibi diyetler tavsiye edilecektir. 

Hani bir laf vardır. "Bir kahkaha bir pirzolaya bedel" diye ...

İç talep açığını kapatmak veya spekülatörlerle mücadele amacıyla yurt dışından et ithalatı yapılmaktadır. İthalatın çok farklı ülkelerden yapılması ülkemizde görülmeyen zoonotik hastalıkların beraber getirilmesi riskini de doğurmaktadır.

Yani Et edinirken Dert edinmeyelim.

Belirli güçler vejetaryenliği tavsiye ederken, kırmızı etin kötü propagandasını yapmaktadırlar. Halbuki ülkelerin gelişmişlik durumu veya toplumun refahına paralel olarak hayvansal gıda özellikle Kırmızı et tüketimi artmaktadır. Türkiye 17-20 kg et tüketirken gelişmiş ülkeler 80- 90 kg üzerindedir. Çünkü ileri ülkeler sağlıklı toplum ve sağlıklı gelecek için hayvansal proteinin gerekli olduğunu bilmektedir. Bu yüzden bitkisel üretimi bile hayvansal üretime göre planlamaktadır. Referandumda keşke söyle bir soru olsaydı ... ETmi? OTmu?

Kurban bayramı öncesi yeterli kurbanlık var mı yok mu?

Keselim mi kesmeyelim mi? Fiyatları ucuz mu pahalı mı? Tartışmaları yaşandı. Kurban kesilmesini farklı bir açıdan değerlendirdiğimizde, İslam dininin hayvansal proteinli beslenmeye verdiği önemi göstermekte ve gerekliliğine dikkat çekmektedir. Hayvansal proteinin en çok kırmızı ette olduğu bilindiğine göre, sığır, koyun, keçi gibi hayvanların kurban olarak uygun görülmesi manidardır. Kısacası Kurban, Allahın insanoğluna bahşettiği bir nimET.

Damızlık hayvan dışındaki canlı hayvan ve hayvansal ürün ithali, Türkiye hayvancılığının gelişmesini sekteye uğratacağı kesindir. Özellikle et ve süt tozu ithalatının kazananı sadece birkaç kişi olacaktır. ithalat olayının sürekli tekrarı bağımlı hale getirir ki geri dönülmez bir yola gireriz.

Sonuç olarak ülkemizi ithalETçi ve menfaETçilerden korumak için politikacısı, karar vericisi, üreticisi, tüketicisi herkes taşın altına elini koymalıdır. Dünya TicarET Örgütünün baskılarına çare aranmalıdır. Ekonomilerde temel kural üretim arttıkça arz da artar. Dolayısıyla fiyatlar düşer.

Başarı ve refah için;
Önce NİYET,
Sonra GAYRET,
Biraz SABRET,
Fazlaca ÜRET,
Yeterince TÜKET ...
Dr.Tahir GONCAGÜL
Veteriner Hekim
 
Türk Veteriner Hekimliği Dergisi, 2010,Sayı; 3-4
 
Güncel
 

 

 

 

Yeni Sayfa 1
 Copyright © 2006 - 2011 TurkVet ® - Her Hakkı Saklıdır - All right reserved