Turkvet.Biz
 
Güncel  
YAZILAR / YORUMLAR
   

>Genel

    >Eğitim
   

>Meslek politikaları

   

>Tarım ve Hayvancılık politikaları

    >Hayvan yetiştirme ve ıslah
   

>Gıda güvenliği ve halk sağlığı

   

>Hayvan sağlığı

   

>Hayvan refahı

    >Yaban hayatı
    >Çevre
    >AB Politika ve uygulamaları
    >Dünya Uygulamaları
    >Diğer Yazılar

 

Türkiye Hayvancılığının Yeni Hastalığı; Angus-o-mani

Türkiye hayvancılığı, çeyrek asrı geçen zaman boyutunda kan kaybetmeye devam ediyor. Bu sürede çeşitli hastalık ve darbelerle karşı karşıya kaldı. Öteden beri varlığına zarar veren şap, şarbon, bruselloz, tuberküloz gibi hastalıklarla karşı karşıyadır. Zaman kaman karşı karşıya kaldığı öldürücü sığır vebası enfeksiyonları da önemli zararlara neden olmuştur.

Türkiye hayvancılığı, bu hastalıklardan dolayı hiç bir zaman varlığını kaybetme ve yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalmamıştır. Siyasi ve idari ihmallere rağmen son sığır vebası salgınını dahi, hayati tehlikeye düşmeden atlatmıştır.

Ancak, Türkiye hayvancılığını, hayvanlarda seyreden bu hastalıklar değil, ülkeyi yöneten insanların beyin ve eylemlerindeki rahatsızlıklar yok olmayla karşı karşıya bırakmıştır. Bu rahatsızlıkların etkisiyle önemli kan kaybetmiş, savunma gücünü yitirmiş, sürekli kan bankasına muhtaç hastaların durumuna düşürülmüş, mutlak dışa bağımlı hale getirilmiştir.

Son yıllardaki ardı ardına gelen süt ve et fiyatlarındaki ithalatçı ve kaçak girişli müdahalelerle milyonlarla ifade edilen damızlıklar kasaba gitmiş, 2012 yılına mevcudun iki katından daha fazla süt üretimini hedefleyen 2005 yılında ortaya konulan strateji belgesi unutulmuş, kurbanlık dahil olmak üzere her şeyin ithaline mecbur kalınmıştır.

Son bir yıl öncesinde başlatılan suni bir et krizi, gerçek kriz halini alırken, kasaplık ithali, et ithali derken tüm kırmızı çizgiler altüst olarak Türkiye, açık pazar haline dönüşmüştür. Bu sonuç, krizin başlatılmasındaki etkenlerin sorgulanması gerekliliğini zorunlu kılmaktadır.

Et krizi ile birlikte kasaplık ve et ithalinin yükselen yıldızı ise Angus olmuştur. İthal edilen Angus’lar gelmeden önce süper şöhretleri kamuoyuna mal edilmiş, pazarlama teknikleri ile süper varlıklar olarak kamuoyunda tanınmış, tüketici, yetiştirici bir yana, meslek mensuplarının dahi kanına işleyen bir hastalık haline dönüşmüştür. Böylece, Türkiye hayvancılığında beyinler yeni bir hastalığa duçar olmuşlardır. Bu hastalık “Angus-o-mani” olarak tanımlanabilir.

Etçi ırklar gündeme geldiğinde akla gelen ırklardan olan Angus ırkı, geçmişte Orta Anadolu’daki Yerli Kara sığır varlığının ıslahı için düşünülmüştür. Rengi dışında Yerli Kara ile bir benzerliği olmayan Angus ve melezleri ile ekonomik bir yetiştirme ortaya çıkmayınca, yetiştirici nezdinde kabul görmemiştir.

Diğer taraftan ise, son çeyrek asırda, ne zaman Türkiye Cumhuriyet’inin Tarım Bakanı ABD ziyaretinde bulunsa, hikmetini bilemediğimiz şekilde çantasında etçi ırkların ülkeye getirilmesi ile ilgili bir dosya ile dönmüştür. Her defasında da bu dosya ile gelen talep, bilim insanlarının  ve saha uygulayıcılarının direnci sonucu yakın zamana kadar bir türlü eyleme  dönüşememiştir. Bazı TİGEM işletmelerinin bu amaç için kullanılması, tahsisi, verilmesi gibi yan eklentileri de ciddi tartışmalardan sonra uygulama zemini bulamamıştır.

Değişik zamanlarda getirilen ve üzerinde çalışılan etçi ırkların, ülkenin hayvansal üretimine ekonomik katkı sağlayacağı konusunda ciddi bir kanaat de bir türlü oluşmamıştır. Bu amaçla yapılan araştırma çalışmalarında bir takım öneriler olmuşsa da uygulama alanı bulamamıştır.

Yılın büyük kısmında ekstansif şartlarda, meralarda ilave bir yem vermeden  yetiştirildiğinde ekonomik değer taşıyan etçi ırklar, entansif yetiştiricilikte  ve yılın önemli kısmının ahırda yetiştirilmesini gerektiren Türkiye ekolojinde, buzağısını zor besleyen süt verimi ile bu değeri bulamamaktadır. Etçi ırklar, özel amaçlarla, özel şartlarda, dar çerçeveli yetiştirmeler istisna olarak Türkiye hayvancılığı için bir ekonomik değer ortaya koyamamıştır.

TİGEM tarafından getirilen ve yetiştirmeye alınan, iyi bir etçi ırk olan Limosin’ler ile de ekonomik bir yetiştirme sağlanamamış ve yetiştirici nezdinde kabul görmemiştir. Eş zamanlı getirilen, besi performansı ile etçi ırklardan aşağı kalmayan, süt verimleri ise tatminkar olan kombine verimli Simental’ler ise her yönüyle kabul görmüş, saf yetiştirme ve melezleri aranan ırk haline gelmiştir .

Etçi ırklar ile çeşitli dönemlerde yapılan araştırma çalışmaları sonuçlarına göre et kalitesini ve verimini iyileştirme amacıyla ticari melezlemede kullanılabileceği tavsiye edilmiştir. Buna rağmen uygulama alanı bulamamıştır. 

Bu deneyim ve bilgilere karşılık “angus-o-mani” etkisiyle ülkedeki et sorununun Angus’larla çözümüne yönelik fikir ve projeler yükselen yıldız için yarışmaya başlamıştır.

Etçi ırklar için yatırım teşvikleri gündeme gelmiş ve uygulamaya konulmaya başlanılmıştır.

Bunu doğru bulmayanların ise yıldız yarışına, angusların ticari melezlemede kullanılması ile et sorununun çözülebileceği görüşü ile katıldığı görülmüştür.

Başka bir kulvarda ise kombinasyon melezlemesi uygulanılarak angusların et sorununu çözeceği   öngörülmektedir.

Nedense bilim çevrelerinden ses gelmemektedir.

Ortaya konulan her görüşün, bakış açısına bağlı doğruları elbette ki yabana atılamaz.  

Buna karşılık manzaraya bütün baktığımızda, Türkiye hayvancılığının normalleştirilmesi için gerekli optimal çözümlerde, Angus ve diğer etçi ırklar yer alamamaktadır.

Türkiye’de tarımın genel manzarasından kesitlere bakılırsa;

1.-En yaygın bitkisel üretim olan hububat ve baklagillerde açık bulunmaktadır(TUİK),

2.-Yemeklik yağ açığı ve yem sanayi için en önemli protein kaynağı yağlı tohum küspelerinde ki açık, yağlı tohum ve sanayi bitkilerinin ekim alanlarının yetersizliğinin ifadesidir,

3.- Yem bitkileri ekiliş alanlarının ve yem bitkileri üretiminin yetersizliği, samanın vazgeçilemez bir kaba yem misyonunu hala koruduğu hayvancılığın acı bir gerçeğidir,

4.-Çayır ve mera alanları ancak bahar ve yaz aylarında kısa bir dönem için otlatmaya imkan sağlamaktadır. Büyük çoğunluğu kültür ırkı hayvanların yetiştirilmesine uygun özellikte değildir. Çayır alanları önemli ölçüde pulluk altı arazi sınıfına geçmiş, kalan alanlar da mekanizasyona imkan vermemektedir,

5.- Et ve süt ihtiyacının kültür ırkı sığırlardan karşılanmasını öngörecek şekilde, ihtiyaç duyulan kaliteli kaba yem üretimi için, gerekli sulu ziraat alanlarının bu amaca tahsisini beklemek, gerçekçi görülmemektedir,

6.- Türk halkının sağlıklı beslenebilmesi ve ihtiyaç duyduğu hayvansal proteini ülkenin kendi üretiminden karşılayabilmesi için, mevcut et ve süt üretimini asgari ikiye katlaması  gerekmektedir. Bunu karşılayacak büyükbaş ve küçükbaş hayvan varlığı büyük ölçüde heder edilmiştir.

…

Ahırda beslenen ve ancak buzağısını besleyecek sütü olan, kombine verimlilere göre daha geç gelişen etçi ırklar ile ekonomik bir yetiştirme ve işletme yapısı ortaya konulabilir mi?

Doğan dişi materyalin de kasaba gideceği etçi ırklarla ticari melezlemeler akılcı çözüm görülebilir mi?

Kombinasyon melezlemeleri ise ancak dar bir alanda işletme karlılığına katkıda başarı sağlayabilecek bir metot iken ülkenin problemine çözüm olabilir mi?

Kültür ırkı hayvanların ekstansif yetiştirilmesine imkan vermeyen bir ekolojide, besi performansı etçi ırklara yakın, süt verimi tatminkar kombine verimli ırkların yerine etçi ırkları ikame etmeyi öngören projeleri gerçekçi bulmak kolay görülmemektedir.

Bilgi kirliliği ve ithalat lobilerinin medya bombardımanı altında her türlü çizgilerin kaybolduğu günümüz Türkiye’sinde, bu angus-o-mani salgınının pençesinden bir an önce kurtulmak, sağlıklı düşünebilmek için önemli bir kazanım olacaktır.

Türkiye  hayvancılığının normalleşmesi için ortak aklın oluşmasına çaba sarf etmek, ülkenin doğal kaynaklarına ve ekolojisine uygun çözümler üretmek, daha doğrusu çözülmeyi durduracak tedbirleri bir an önce almak daha akılcı görünmektedir. 25.09.2010

Dr.Mustafa ALTUNTAŞ
Uzman Veteriner Hekim
TürkVet

 

 

 

Güncel
 

 

 

 

Yeni Sayfa 1
 Copyright © 2006 - 2011 TurkVet ® - Her Hakkı Saklıdır - All right reserved