Turkvet.Biz
 
Güncel  
YAZILAR / YORUMLAR
   

>Genel

    >Eğitim
   

>Meslek politikaları

   

>Tarım ve Hayvancılık politikaları

    >Hayvan yetiştirme ve ıslah
   

>Gıda güvenliği ve halk sağlığı

   

>Hayvan sağlığı

   

>Hayvan refahı

    >Yaban hayatı
    >Çevre
    >AB Politika ve uygulamaları
    >Dünya Uygulamaları
    >Diğer Yazılar
 
Yetiştirici Birlikleri

Yetiştiricilerin, üretimle tüketim arasındaki safhaları da kapsamak üzere teşkilatlanması planlı döneme geçtiğimizden bu yana her zaman için gündeme gelmiştir. Üçüncü Beş yıllık kalkınma planında ise “yetiştiricilerin ve kooperatiflerin Hayvan Yetiştirme Birlikleri halindeki örgütlenmeleri sağlanacaktır”  ifadesi ilke ve tedbirler arasında açık bir şekilde yer almıştır.

Bunca geçen zaman içerisinde bu örgütlenmenin ismi daima zikredilmiş, ancak bir türlü eyleme geçilememiştir. Zaman içerisinde yerel kooperatif ve dernekler halinde yetiştiricilerin bir araya geldikleri görülmüştür. Ne yazıktır ki bu denemelerin bir çoğunluğu o kadar kötü örneklerle neticelenmiştir ki bu örnekleri yaşayan ve gören yetiştiricileri bir araya gelmeye tövbe ettirecek hadise ve istismarlar yaşanmıştır.

Diğer yandan ise yetiştirici birlikleri kurulma zorunluluğu bir olgu olarak geçerliliğini devam ettirmiştir. Bunun sonucu olarak ancak 1994 yılına gelindiğinde “Damızlık Yetiştiricileri Birliği”  şeklinde bir örgütlenme yasal dayanağı ile başlangıç noktasını teşkil etmiştir. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı himayesinde oluşturulan bu örgütlenme, ülkemizde yetiştirici birliği denilince akla gelen örgüt halini almış ve önemli gelişme göstermiştir.

Bunun dışında ise bilhassa yerel idari yapıların kendi aktivitelerine kaynak temini amacıyla başlanılan, daha sonra genişleyen bir yapı ile süt üretiminin yoğun olduğu bölgelerde süt birlikleri teşkil edilmiş ve yaygınlaşmıştır. Yetiştiricilerin ürettikleri sütü pazarlama yönünde önemli bir paya sahip olunmuştur. Kurulan ıslah birlikleri de benzer bir yapıda oluşturulmuştur.

Kanatlı sektöründe ise beyaz et için sanayi ağırlıklı bir örgütlenme öne çıkmış, yetiştiriciler sanayi adına fason üretim yapan işletmeler şekline dönüşmüştür. Yumurta sektöründe Afyon Başmakçı Kooperatifi kendine has yapısı ile tüm ülkedeki yumurta fiyatlarını belirleyen borsa gibi etkin olurken buna alternatif bir yapı ve yer olarak Çorum’da gelişmiştir.

At yetiştiriciliğinde ise 1950 yılında Türkiye Jokey Kulübünün kurulması ve Bakanlık adına yarış müessesesi görevini üstlenmesine rağmen At Yetiştiricileri ve Sahipleri Dernekleri sektörün sanayisi karşılığı olan, at koşturan kesimi temsil eden ve yetiştiriciliği gölgeleyen bir yapıda halen faaliyetlerini sürdürmektedir.

Mevcut durum böyle olmasına karşılık yetiştirici birlikleri yoğun şekilde gündeme gelmiş ve artık olmazsa olmazı konuşulmaktadır. Bu çerçevede 28 Şubat 2001 tarihinde kabul edilen Hayvan Islah Kanunu Damızlık Yetiştirici Birliklerinin kurulmasını öngörmekte ve faaliyetlerini hazırlanacak yönetmeliğe bağlamaktadır. Diğer taraftan ise ürün bazında birliklerin kurulmasını öngören yasa tasarısı hükümet gündemindedir. O halde artık yetiştirici birlikleri konusunda ciddi adımlar atılacak ve uygulamaya geçilecek demektir.

Bu gelişmeler olurken yetiştirici birliklerinin nasıl oluşacağı ve etki alanının ne olacağı  yeterince tartışılmış ve olgunlaştırılmış değildir. Yetiştirici birliği denilince Avrupa örnekleri de esas alınmak suretiyle ülkemizde de hali hazırda öne çıkan yetiştirilen kültür sığır ırklarına göre kurulan Damızlık Yetiştirici Birlikleri olmaktadır. Doğrusu, olması gerekeni bu mudur? Her halde bu yapı, ülkemiz yetiştiricilerinin oluşturacağı yaygın bir örgütlenmenin önemli bir tali yapısı olarak değerlendirilebilir. Bunu doğru değerlendirebilmek için yetiştiriciyi tanımlamak, tasnif etmek, uğraşı, etki, sektör ve sosyal konumunu belirlemek gerekir.

Yetiştirici kimdir? Aynı zamanda çiftçi midir? Zirai Faaliyette bulunan çiftçilerin yasal meslek örgütü olan Ziraat Odasının üyesi olmak durumunda mıdır? Yaptığı iş zirai faaliyetin bir parçası mı, zirai üretimlerin girdi olarak kullanıldığı ayrı bir sektörde üretim yapan kişi ve kurumlar mıdır?

 Konu iyi incelenip irdelendiğinde, ülkemizin tüm bölgelerindeki yapı ve üretim şekilleri değerlendirildiğinde hiç şüphe bırakmayacak şekilde yetiştiriciler, çoğu zaman müşterek işletme de olsa, zirai sektörden tamamen farklı, zirai sektörün yem girdisi sağladığı ayrı bir sektörün temsilcileri, çiftçilikten ayrı bir mesleğin mensubudurlar.

Genelde sığır yetiştiriciliği ile zirai işletmeciliğin müşterekliliği nedeniyle bir bütünün parçası olarak değerlendirme yapılması en yaygın yaklaşımdır. İlk bakışta doğru görünen bu yaklaşımın, girdi olarak kullanacağı ham maddeyi üretmek ya da zirai üretim esnasında ortaya çıkan tali ürünleri değerlendirmek için yapılan ayrı bir iş olduğunu  gizlediğini anlamak zor değildir. Kaldı ki fındık ve çay gibi zirai ürünlerle birlikte anılan Doğu Karadeniz Bölgesinde hayvancılık birinci gelir kaynağı durumundadır. Zirai faaliyetin tamamen dışındadır. Son yıllarda farklı sanayi ve ticaret erbabı kişi ve kuruluşların kurdukları hayvancılık işletmelerinin zirai faaliyet ile müşterekliliği bulunmamaktadır. Doğu Anadolu’daki yapı içerisinde sığır yetiştiriciliği yapan kişileri çiftçi olarak tanımlamak ne derece doğru olur?

Sığır besiciliği yapan yetiştiricilerin önemli kısmının ise çitçilikle bir müşterekliliği yoktur ve bağımsız işletmelerdir. Bu işletme sahiplerini çiftçi diye tanımlamak, mesleklerini ziraat odası bünyesinde barındırmak, politikaları bu çerçevede belirleyip yönlendirmek görünüşte olsa da gerçek anlamda mümkün değildir.

Anadolu’nun tüm bölgelerinde koyun yetiştiriciliği yapan insanların çiftçilikle, zirai üretimlerle iştigali ne düzeydedir. Bingöl dağlarında koyun yetiştiren, doğu ve güney doğuda göçer koyunculuk yapan, kara saban ile dahi işi olmayan insanların çiftçi olarak tanımlanması, aynı meslek ve menfaat örgütünde temsil edilmesinin bir anlamı olmamaktadır. 

Kümes hayvanları yetiştiriciliğini çiftçilik olarak tanımlamak mümkün müdür? Tavuk yetiştiricilerine ziraat odasına kayıt mecburiyeti getirmek doğru olmasa gerekir.

At yetiştiricilerini, ev hayvanlarını, köpek yetiştirenleri, su ürünleri yetiştiricilerini çiftçi olarak tanımlamamız, yaptıkları işi zirai faaliyet olarak ifade etmemiz doğru olmayacaktır.

O halde hayvan yetiştiriciliğinin ayrı bir meslek ve iştigal konusu olduğu olgusunun kabul edilmesi ve yapılanmanın bu gerçeğe göre geliştirilmesi gerekir. Bu noktadan hareketle yetiştirici birlikleri bir meslek örgütlenmesi olarak düşünülmeli ve ona göre yapılandırılmalıdır. Hayvancılık politikalarının şekillendirilmesi, hayvan ıslahı ve hayvan hastalıkları ile mücadele yapılabilmesinin şartı olan kayıt sistemini sağlıklı oluşturulabilmenin  yegane yolu da budur.

Ülkemiz yeni dünya düzeni içerisinde, bir tarafta kurumları önemli düzeyde yıpranmış iç yapısı, diğer tarafta AB ile entegrasyon sürecindeki uyum çabaları sonucunda devlet öncelikli yapıdan, sivil toplum yapısına geçmek durumundadır. Mevcut yapı ile bir yere varmak mümkün görülmemektedir. Dejenere edilen kurumların yerini sağlıklı ve doğru bir yapılanmanın alması mecburiyeti bulunmaktadır.

Demokrasi, ekonomik ve sosyal menfaatlerin dengelendiği bir yönetimin varlığı ile birlikte ifade edilebilir. Bunun olabilmesi için ise menfaat gruplarının güçlerinin dengeli olması, birbirlerinin ekonomik ve sosyal çıkarlarına saygı göstermeleri ve tahakküm altına almamalarına bağlıdır. Bu yapı ancak ekonomik ve sosyal güç olarak zayıf olan meslek ve menfaat grubu mensuplarının örgütlenerek, mesleki örgüt şeklinde etkin bir güç haline gelmeleri ile sağlanabilir. Oluşacak bu yapının doğal olarak sosyal ve siyasi sonuçları da arkasından gelecektir.

Son yirmi yıllık süreçte yürütülen hayvancılık politikalarının ve yetiştiricilerin düştüğü durumun en büyük sebebi mesleki örgütlenmelerinin olmayışıdır. Bunun sonucu sayısal olarak en geniş kitleyi oluşturmalarına rağmen sosyal bir güç teşkil edememeleridir. Yetiştiriciler mesleki örgütlenmelerini oluşturmaları, yetiştirici birlikleri de bunun adı olmalı, meslek odası olarak faaliyetlerini yürütmeli, menfaatlerinin takipçisi olmalıdır.

Yetiştirici Birliklerinin meslek örgütü olarak şekillendirilmesinde, ilk etapta yetiştirilen hayvan türlerine (at, sığır, koyun, tavuk v.b yetiştiricileri), aynı türden yetiştirilen hayvanların farklı yetiştirme amaçlarına (Safkan arap atı, ingiliz atı, konkur ve spor atı, rahvan atlar, süt sığırı, damızlık sığır, besi, koyun, keçi, yumurtacı, etlik piliç yetiştiriciliği gibi.) göre farklı yapı olması gereği akla gelecektir. Bu farklılık doğaldır. Doğru olan ise bu doğal yapıya paralel bir örgütlenmenin yatay ve dikey olarak, tabandan tepeye kadar geliştirilmesidir. Çünkü her bir yetiştirme şekli ayrı bir ihtisas alanıdır, ayrı bir müşterek menfaati vardır ve ayrı bir alt birimde örgütlenmelidir. Daha güçlü bir üst örgütte bir araya gelmeleri gereklidir.

Ülke şartları ve yapı her boyutuyla incelenmek ve irdelenmek suretiyle hayvancılık sektörünün temel yapısını teşkil edecek bir meslek örgütü olarak Yetiştirici Birliklerinin şahsiyet kazanması sağlanmalıdır. Hayvancılık sektörüne girdi ve hizmet sağlayan meslek gruplarından ayrı ve bağımsız, kendi hak ve menfaatlerini kendilerinin takip edeceği, sektöre hizmet için kurulmuş olan KİT’ler başta olmak üzere bu maksatla devletin sahip olduğu kurumlar, bu örgütlere kendi hizmetlerini kendilerinin görmeleri için devredilmelidir. Hayvancılığa yapılacak her türlü destekler ve yürütülecek politikalar yetiştirici birlikleri marifetiyle sağlanmalıdır. 29 Nisan 2001

 

Dr. Mustafa ALTUNTAŞ

Uzman Veteriner Hekim

 

Güncel
 

 

 

 

Yeni Sayfa 1
 Copyright © 2006 - 2011 TurkVet ® - Her Hakkı Saklıdır - All right reserved